24 Nisan 2014 Perşembe

OKUMA ODASI / SİNEKLERİN TANRISI

Henüz bir ortaokul öğrenci iken karşı komşumuz Erdoğan Amca benim kitap sevdamı farketmiş olmalı ki evinin kocaman bir bölümünü oluşturan kütüphaneyi benim kullanımıma açmıştı. Onun kitaplığından alıp okuduğum onlarca kitap olmalı.
İçlerinde bir kitap en çok etkilendiğim olmuştu. William Golding'in Sineklerin Tanrısı.
Geçen yıl Çanakkale Milli Bilinç İzci Kampında Balıkesir'in izci lideri Ahsen'in elinde gördüm kitabı. Hemen tanıdım kapağından.
-En sevdiğim kitaptır dedim.
O da sağolsun bana hediye etti.Ben de eve geldiğimde ortaokul öğrencisi olan oğluma armağan ettim. Ben de ki hikayesini de anlatarak.
Kitap 1. Dünya Savaşı sırasında ıssız bir adaya düşen çocukların yaşam mücadelesini anlatıyor. Wikipedia kiatbı şöyle özetlemiş:
 "Issız bir adaya düşen dört kişilik bir çocuk grubu yaşam savaşı vermek için kendi aralarında kuvvetlenirler. Kendi aralarında iş bölümü ve uyum sorununda anlaşırlar. Bu arada bu gruba adanın başka köşelerine düşen çocuklar da katılınca, bir yönetim ihtiyacı doğar. Kargaşanın çözümünü lider seçmekte bulurlar. Sonunda lider olarak Ralph'ı seçerler. 'Domuzcuk' lakaplı çocuk bulduğu deniz kabuğuyla bir anda dikkatleri üstüne çeker fakat lidere bu kabuğu kaptırınca üzerindeki tüm dikkatler de bir anda dağılır. Bununla beraber katolik lisesi öğrenci grubuda deniz kenarındaki gruba yaklaşır ve bu gruba katılırlar. Liderlik ciddi anlamda sorun olmaya başlar. Çare olarak ise liderliği bölmekte bulurlar. Avcılıkla ilgili konuları katolik okulu başkanı olan Jack’e verirler. Çocuklara (küçük olanlara) bakma görevini Domuzcuk’a verirler. Önceliği karın doyurmaya, yatacak barınaklar ayarlamaya, korunmaya ve kurtulmaya ayırırlar. Kurtulmak için dağın en tepesine ateş yakmayı planlarlar ve bunun sorumluluğunu avcılığı üstlenen Jack’e kabul ettirirler. Ne de olsa avlanırken ateşe de bakabilir düşüncesi hakimdir. Yemek ve yatma ile ilgili işlerde sahilde kalan gruba düşer. Ateşin başındaki nöbetin aksadığı bir anda, adaya yakın bir yerden gemi geçer ve ateş söndüğü için adadakileri göremezler. Sonunda zincirler kopar ve adadaki çocuklar iki gruba ayrılırlar. Bir yanda Ralph diğer yanda katolik okulu başkanı Jack. Jack ve onun grubunda olan çocuklar dağa çıkar ve Ralph ve Ralph’in yanında bulunan çocuklara düşmanca tavırlar takınırlar. İki tarafın da belli başlı eksikleri vardır. Bunları tamamlamak için karşılıklı karşılaşmalar olur ama bu karşılaşmalar da sonuçsuz kalır. Simon’un bir gece ormanda gezeken gördüğü canavar (paraşütçü) onun sahile kadar kaçmasını sağlar. O sırada sahilde bulunan ve canavar için çözümler arayan Jack ve Ralph’in grubu Simon’u görünce karanlığın da etkisiyle canavar zannedip linç ederler. İki grup Simon’u öldürdüklerini anlayınca tekrar ayrılırlar. Tekrar barışmak için çaba harcayan Ralph ve Domuzcuk, dağdaki kalede kalan Jack ve grubunun yanına giderler. Domuzcuk, Roger'in tepeden üzerine yuvarladığı kaya ile birlikte uçurumdan yuvarlanarak denizdeki kayalara çakılıp ölür. Ralph ise kaçıp çalılıklara saklanarak kurtulur. Jack ve grubunun Ralph’ı öldürmek için tekrar aradıkları sırada adaya bir gemi yanaşır ve çocukları kurtarır."

Dosya:Sineklerin Tanrısı(LordoftheFlies) Golding.jpg

Kitabın iki kez filmi çekilmiş. İlki 1963 yılında siyah beyaz olarak ikincisi ise 1990 yılında renkli olarak çekilmiş.Kitabın sevenleri ilk filmin daha güzel olduğunu düşünüyorlar.

Ben kitabın büyük küçük herkes tarafından okunması ve insanın zor şartlar altında nasıl canavarlaşabileceğini görmesini isterim.
Kitap hakkında bilgi almak isterseniz Kültür Mafyası'nın bu yazısını okumalısınız.TIK TIK 

Not:Resimler ve genel bilgi Wikipedia'dan alınmıştır.

23 Nisan 2014 Çarşamba

YARALI YAVRU KEDİ

               

Oğlum dört gün önce dışarıda top oynarken karganın ağzından yere düşen bir kedi yavrusu buldu. Panik içinde eve geldi ve "-anne bir kedi buldum her yeri kan içinde nolur onu iyileştir" dedi. Kıyamadım. Getirmesini söyledim. Gerçekten karşılaştığım manzara kötüydü. Minicik belli ki yeni doğmuş bir yavruydu ve yüzü, gözleri kan içindeydi. Hemen batikon ile yaralarını temizledim ve evde bulunan yara kreminden (fito krem) yaralarına sürdüm. Isınması için sardık. Ağzına enjektör ile süt damlattık. Ama yutmakta çok zorlandı. Bir süre kendi haline bırakalım dedim, belli ki çok korkmuştu, sürekli ağlıyor ve titriyordu.
Dört gün evde ısıtarak, doyurmaya çalışarak, pansumanını yaparak sahiplenmeye çalıştık. Adını "Portakal Suyu" koyduk. Gelin görün ki yavrucak yeme eylemini bir türlü gerçekleştiremedi.Etrafta emziren anaç bir kedi arandım durdum. En sonunda iş yerinin yanında bir anne kedi gördüm, hemen yavruyu onun yanına getirdim belki sahiplenir diye ama nafile hiç ilgilenmedi bile. Durum gittikçe kötüye gitmeye başlayınca vicdanım sızlamaya başladı.
Ben de 153 hattını arayarak Yalova Belediyesi Veteriner İşleri ekiplerine ulaştım ve yardım istedim. Sağolsunlar hemen geldiler, yavruyu teslim aldılar. Umarım Portakal Suyu iyileşir ve bir gün bir yerde karşımıza çıkar :))

22 Nisan 2014 Salı

23 NİSAN


                                                     23 NİSAN KUTLU OLSUN....

Sizin de en sevdiğiniz bayram mıdır 23 Nisan?
Ben çocukluğumdan beri iki bayramı çok severim. Biri 23 Nisan diğeri Ramazan Bayramı yani nam-ı diğer Şeker Bayramı...
Atamızın bize armağanı özgürlük meşalemizin ateşlendiği bu gün hepimize kutlu olsun....

21 Nisan 2014 Pazartesi

EBELER HAFTASI


    
Ben göreve başladığımda 17 yaşındaydım. Kaza-i Rüşt kararı ile almıştım ilk maaşımı. Sinop'un merkeze bağlı güzel bir köyünde sağlık evinde çalışma hayatına adım attım. Henüz kendim çocuk yaştayken bir köyün gebeleri, bebeleri, hastaları benden sorulur olmuştu. Hiç sevmediğim bir yönetim grubunun emri altında kendimden fazlasıyla ödünler vererek, işimi ciddiyetle yapmaya çalıştım  o köyde. Okulumuzda ciddi bir eğitim almıştık ama imkansızlıklar sebebiyle de pek çok şeyi görmeden mezun olmuştuk. Samsun Doğum Evi'n de yaptığım staj sonrasında doğum, bebek, loğusa hakkında fikirlerim tam anlamıyla oturmuştu.
En çok korktuğum şey sağlık evinde tek başınayken bir doğum ile karşılaşmaktı. Kaza olsa, acil müdahale olsa korkmazdım ama doğum bana o zamanlar ürkütücü geliyordu.
Bir gün sağlık evinin bahçesinde otururken dörtlüleri yakmış bir araç şehre doğru hızla gitmeye başladı. Ben "Allah yardımcısı olsun" diye içimden geçirirken aynı araba dörtlüleri yakmış kornalara basarak bana doğru gelmeye başladı. Arabadan atlayan bir adam panikle "ebe hanım bebek geliyo" dedi....
Kadını kucaklarında doğum masasına taşıdılar. Daha eldivenlerimi giymiştim ki bebeğin kafası göründü. Dualar, kan ter içinde bebek ellerime doğdu. O kadar mutlu oldum ki anlatamam. Bir mucizeye tanık olmuş hatta buna müdahil olmuştum. İşte o gün bu mesleği gerçekten sevdiğimi anladım.
Bugün 21 Nisan Ebeler Haftası'nın başlangıcı.
Tüm meslektaşlarımın haftasını kutluyor ve bu hafta sebebiyle sağlıkta şiddetin son bulmasını, çalışanların ekonomik düzeylerinin arttırılmasını, sağlık sisteminde değeri bilinmeyen ebelerin kıymetlerinin bilinmesini diliyorum.

18 Nisan 2014 Cuma

HAFTA SONU

Hafta sonu için bazı dileklerim olacak...Hem sizler hem de kendim için...

Öncelikle huzurlu olalım hepimiz.Hiç bir can sıkıcı olay olmasın...




Benim gibi sınava girecek herkese bol şans...Bildiklerimizi yapalım, attıklarımızı tutturalım..



Kutlu Doğum Haftası ve peygamberimizin doğum günü sebebiyle bütün dualarımız kabul olsun...
      


Çocuklarımızla dolu dolu tadından yenmez saatler geçirelim...

                     


Biraz romantizm fena olmaz bu hafta sonu :)) Mesela güzel bir hediye gelse ya da bir koca buket çiçek..hiç sebep yokken..durup duruken...
                        

Yağmur yağsın ama hava soğumasın...Barajlar suyla dolsun taşsın....

                     



Bİ BAKSANA:)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...