19 Eylül 2017 Salı

TUTSAKLIK

Çağımız ne kadar tehlikeli bir çağ farkında mısınız? 
Sadece çocuklar için ya da biz insanlar için değil, dünyanın varlığı için bile büyük tehlike. Kapitalizm ve her şeyin bir bedelinin olduğu bu devir bizleri ne kadar özgürleştirmiş gibi görünse de aslında nasıl da tutsak ediyor.

Bakın hepimiz internet sapığıyız. Bağlantı koptuğu zaman ellerimiz titriyor, o malum bildirim sesini duymadığımızda ne yapacağımızı bilemiyoruz. Fotoğraflarımızı paylaşıyor, beğenildikçe kendimizi dünya güzeli zannediyoruz. Beğenilmezse kimse bizi sevmiyor sanıyoruz. Oysa gerçek hayat böyle değil. Hep çok mutluyuz. Hep dışarıda yeyip içiyoruz. Sanki hepimiz moda sektöründe çalışıyoruz gibi hep şık hep bakımlıyız. Oysa evde dizleri iz yapmış pijamalarla gezen insanlarız. Ama bakın instagram fotoğraflarımıza hepimiz bambaşkayız.

Bu tutsaklık değildir de nedir?

Geçen gün oğlum evde isyan bayrağı açtı. Bir yıldır internet almıyoruz eve. Aboneliğimizi iptal ettirdik. Sizin yüzünüzden kitlemi kaybettim, hayranlarım artık bana ulaşamıyor dedi. 13 yaşında ve hayranları var. Allah'ım sana geliyorum. Teog teog diyordunuz onu da kaldırdılar işte internetimi bana geri verin dedi durdu.  

Bu konu aklıma nereden geldi aslında ondan bahsedeyim size. İrem Derici yoğun bakıma kaldırılmış. Zayıflamak adına vücuduna neler yaptıysa artık bedeni iflas bayrağını çekmiş. Düşünsenize harika bir sesiniz var, şarkılarınız milyonların dilinde. Herkesin bildiği birisiniz. Ama sistem size şişmansın zayıflamazsan kıymetin yok diyor. Onca başarı kesmiyor kişiyi zayıf, daha zayıf olmalıyım diyor kendi kendine. Oysa onca parayı yemeye içmeye gezmeye harcamayacaksan neden kazanıyorsun ki. 

   irem derici ile ilgili görsel sonucu

Allah kendisine şifa versin. O ayrı. Ama artık bedenlerinizi sevmeyi öğrenin. Sizin kaç beden olduğunuz değil kim olduğunuz önemli olmalı. Dayatılan sıfır beden saçmalıklarına itibar etmeyin. Şişman olmak eğer sağlığınıza ciddi bir engel teşkil etmiyorsa kendinizi sevin ve hayatın tadını çıkarın. Israrala zayıflamak istiyorsanız mutlaka bir doktor ve diyetisyen yardımı alın. 

Hiç bir dayatmanın tutsağı olmayacığımız günlere...

15 Eylül 2017 Cuma

BU ARALAR BEN

Bugün sizlere yine son günlerde dinlediğim, okuduğum , izlediğim ve eğlendiğim şeylerden bahsetmek istiyorum. Tavsiye olarak değerlendirebilir ya da beni biraz daha yakından tanıma fırsatı olarak değerlendirebilirsiniz.

Bu aralar en çok dinlediğim şarkı: Mehmet ERDEM / Bir Harmanım Bu Akşam TIK TIK

      mehmet erdem ile ilgili görsel sonucu

Fikret Kızılok'a ait olan bu nostaljik şarkı insan kaç yaşına gelirse gelsin dinleyip sevebileceği tada sahip. Hem depresif hem değil. Tıpkı benim gibi. Bir harmana savuruyor insanı.

Bu aralar okuduğum kitap: Aeden / Azra KOHEN


                             Aeden: Bir Dünya Hikayesi ile ilgili görsel sonucu

Geri dönmüyorlardı! 
Artık niye Dünya'da olduklarını biliyorlardı.
Yaşam enerjisinin bu şekilde yağmalanmasına izin vermeyeceklerdi, ne pahasına olursa olsun ona sahip çıkacaklardı.
Evrende hata yoktu, tesadüf yoktu!
Nihayet anlamışlardı.
İnsan doğulmaz, insan olunurdu.
Masalla gerçeği ayırt edebilecek okurlara...
(Tanıtım Bülteninden)

Bu aralar yediğim en güzel yemek:  Deniz Balık / Mezgit

                             İlgili resim

Tam da balık sezonu başlamışken açılış yapmadan olmazdı. En sevdiğimiz mekanlardan olan Deniz Balık bize harika bir ziyafet sundu. Valla balıklardan sonra parmaklarımı yememek için zor tuttum kendimi. Balığın tam zamanı.

Bu aralar izlediğim en güzel film: AAmir Khan / DANGAL

                         dangal ile ilgili görsel sonucu

Bir baba iki kız evlat. Hayaller, gerçekler, toplusal baskılar. Ama hepsine karşı duran muhteşem bir baba. Mutlaka ailece ama ailece izlenmesi gereken muhteşem bir baş yapıt. Ezilen hor görülen kızların sadece dik duran bir aile ile neler başarabileceğinin muhteşem öyküsü. Hayran kalacaksınız.

Bu aralar en sevdiğim ve en güldüğüm şey: Enis Arıkan ve Ezgi Mola'yı instagramdan takip etmek :))

11 Eylül 2017 Pazartesi

BİRGİ KÖYÜ / ÖDEMİŞ / İZMİR

Bozdağlar’ın yamaçlarında yemyeşil bir coğrafya içerisinde kurulmuş Birgi, yüksek taş duvarlı, alaturka kiremitli, ahşap pencereli evleri , yemyeşil doğası, tarihi geçmişi ve sıcacık insanları ile gidilip görülmesi gereken harika bir köy. 


Birgi’nin tarihi Millattan Önce iki binli yıllara kadar uzanıyor. Frigler, Persler, Bergama Krallığı, Bizanslılar, Romalılar, Aydınoğulları ve daha sonrasında ise Osmanlılar’a bağlı olarak günümüze kadar gelmiş Birgi’ye her medeniyet kendinden izler bırakmış. Hatta Aydınoğlu Mehmet Bey, tarafından 1308’de kurulan Aydınoğulları Beyliği‘nin de başkentiymiş zamanında.



Köyde gezerken tarihin ve doğanın iç içe bu kadar güzel saklanmış olmasına şaşırıyor insan. Bu kadar güzel olup hala bu kadar sakin ve sessiz olması da ayrıca şaşırtıcı. Konaklar, camiler, türbeler, taş sokaklar, köprüler, su terazisi tek kelimeyle insanı bir zamanlar buralarda neler olmuştur diye hayaller kurmaya sevk ediyor.


İzmir'e her gittiğimizde meşhur köşeleri gezer en son Şirince'ye uğrayıp kaçardık. Bu kez abim sayesinde Birgi ile tanıştık ve sanırım bu tanışıklığımız uzun yıllar devam edecek. 


Köyün içinde  çay- kahve içebileceğiniz harika mekanlar var. İşletmeciler güler yüzlü. Fiyatlar uygun. Turizmin henüz insanı söğüşleyen tarafı ile tanışmamışlar henüz.


Ayrıca köy biz her ne kadar tanımasak bile ünlüler tarafından keşfedilmiş. Unutursam Fısılda filmi, Yeşil Deniz dizisi ve Cem Yılmaz'ın son İş Bankası reklamı da bu köyde çekilmiş. Hatta bizim öğle yemeği yediğimiz pansiyonda Cem Yılmaz konaklamış.


İlk fırsatta gidin görün. Doğal köy ürünlerinden tadın. Köyün içinde saatlerce yürüyüp hiç sıkılmayacaksınız.  Tavsiyemi ciddiye alın.

Yaz bitmeden görmeli...










5 Eylül 2017 Salı

BAYRAM ÖNCESİ KAÇAMAĞI / AYVALIK / BADAVUT KOYU

Bayram öncesi evde tadilattı temizlikti derken ben artık cinnet geçirme noktasına gelince kocam
 - hadi sizi son bir deniz tatiline götüreyim dedi.
Daha cümle ağzından çıkar çıkmaz ben gidilecek yer aramaya başladım.
Çocuklar uzun yolculukları sevmedikleri için en yakın neresi olur derken Ayvalık'a gitmeye karar verdik. Büyük bir hevesle düştük yola. Şarkılar türküler eşiliğinde Ayvalık'a vardık. Sarımsaklı tarafı çok kalabalık olduğundan o tarafı pek sevmiyoruz biz, Badavut'a geçtik. Geç bir saatte ulaştığımız için kalacak yer de ayarlamamış olduğumuzdan hemen çadırımızı bulduğumuz ilk boşluğa kuruverdik. Sonuçta kim sahilde çadırda kamp yapıp, sabah erken saatlerde denize girmek istemez ki.

                                    İlgili resim

Çocuklar ve ben pek kamp insanı değiliz açıkçası. Ama babamız bu doğal yaşama hayran bir adam. Onun kamp hevesini kırmamak adına ses etmedik. Biz ses etmedik ama bir rüzgar çıktı anlatamam size. O taraflara daha önce gidenler bilir Ayvalık rüzgarı diye bir şey var gerçekten. Çadır resmen havalanıyor. Bizim çadır öyle büyük bir şey de değil. İçine rüzgar doldukça balon gibi şişip sönüyor. Neyse yapacak bir şey yok, o gece burada geçecek. Gece bir ara devriye gezen Jandarmalar geldi. Meğer çadır kurmak yasakmış. Çadırınızı kaldırmanız gerekir dedi. İyi de o saatte biz nereye gidelim. Zaten zar zor konuşlanmışız bir yere :) İşte Türk usulü pazarlık yaparak o geceyi çadırımızda geçirmeyi sağladık. Sabah uyandık rüzgar hızını arttırmış, dışarıda kum fırtınası çıkmış resmen tenimize değen kum taneleri içimize işliyor.

Çadırımızı apar topar topladık. Kendimizi rüzgar almayan bir ağaçlığın içine attık. Ormanın içinde kahvaltımızı yaptık. Sonrasında son kez denize girmeden sezonu kapatmayalım diyerek sahile geri döndük. Rüzgar saat bir gibi tak diye kesilmesin mi. Biz de bir sevinç bir mutluluk. Hemen herkes mayosunu havlusunu kaptığı gibi deniz kenarına indi :) 

Diyeceksiniz ki ne kadar şanslısınız. Rüzgar da durmuş. Yaaa işte öyle değil. Suya girmeyi bırak ayağını sokamıyorsun. Bir soğuk bir soğuk anlatamam. Dışarıda cehennem gibi güneş var ki hala sırtımda izi var :) ama denize mümkün değil girilmez. Bizim gibi gelen bir kaç aile daha var. Suya atlayan dişleri takırdayarak ya da saydırarak sudan dışarı çıkıyor.
                                            Ama biz yılmadık. O denize girilecek. 

Söve saya suya daldım. Gerçekten ayak parmak uçlarım bile kasıldı. Aman dedim dışarısı sıcak nasılsa. Biraz diren. Daldım, çıktım ama fazla dayanamadım. Ben de eylüle bronz gireyim bari diyerek kendimi güneşe teslim ettim. ( biraz abartılı olmuş ) 

Ayvalık merkez çok bakımsız. Fakirin Bodrum'u diye sanırım kimse şehirle ilgilenmemiş. Gerçek Ayvalık halkının yaşadığı sokaklar delik deşik. Darmadağınık bir görüntü var. Hiç sevimli değil açıkçası. Oysa bizler de iyi tatil mekanlarını hakediyoruz. Belediyelerin bu küçük cennetlerin bakımına biraz daha önem vermesi gerektiğini düşünüyorum. 
                                  ayvalık merkez ile ilgili görsel sonucu

                                 Keşke her yer fotoğraf kareleri kadar güzel ve gerçek olsa. 






24 Ağustos 2017 Perşembe

Neden Bir Su Pınarı Kullanmalısınız?

Buzdolabını açtığınızda dışı buğulanmış pet su şişeleri görmek istemiyorsanız, içtiğiniz suyun sıcaklığını kontrol edebilmek ve hem hijyenik, hem de pratik bir şekilde su içmek istiyorsanız, bir su pınarı kullanmanın zamanı gelmiş demektir. Sanılanın aksine, su pınarları ofislere özgü cihazlar değiller. Evde de rahatlıkla kullanılabiliyorlar, aynı benim yaptığım gibi. Plastik bir pompaya basarak su doldurmaktan sıkıldıysanız ve o plastik pompaların kanserojen maddeler içerdiğini biliyorsanız, sizin de su sebili kullanmanız gerekiyor. Pratik, hijyenik, sağlıklı ve lezzetli: Suyunuz tüm bu özellikleri taşımalı.

Ne yazık ki, piyasadaki su sebillerinin çoğunun üretim kalitesi son derece düşük. Çoğu, maliyeti düşürmek için plastik hazneler ve bölmeler kullanıyor. Bu tarz su sebillerinden uzak durun, zira damacana sulara kıyasla hiçbir faydaları bulunmuyor. Hatta daha sağlıksız oldukları bile söylenebilir, zira plastik bölmeler kısa süre içinde kireç tutup suyun lezzetini değiştiriyor. Yeni su sebili mevzuatına uygun, paslanmaz çelikten imal edilmiş hazne ve bölmelere sahip sebiller tercih etmelisiniz: Uğur Soğutma tarafından üretilen USP 20 D, tüm bu özellikleri taşıyor. 

                                                        
Tek avantajı bu değil elbette, USP 20 D üç musluğa sahip. Bu durum zannettiğinizden daha önemli, zira sıcak ve soğuk su musluklarına ek olarak normal su musluğu bulundurması, hava sıcaklığı uygunsa suyu doğal sıcaklığında içmenizi sağlıyor. Sıcak/soğuk musluklarla oynayarak ideal su sıcaklığını yakalamaya çalışan (ve başaramayan) herkes, bu özelliği takdir edecektir. Soğuk su bölmesi saatte 5 litre, sıcak su bölmesi ise saatte 2 litre su kapasitesine sahip, yani en kalabalık ailelerin (veya ofislerin) bile ihtiyacını rahatlıkla karşılayabiliyor. Suyu 5 dereceye kadar soğutabilen, 85 dereceye kadar da ısıtabilen USP 20 D, tüm standart damacanalar ile uyumlu. Alt kısmında da kapalı bir muhafaza alanı bulunuyor: Benim yaptığım gibi, yedek damacanayı burada depolayabilirsiniz. Yaklaşık bir aydan beri kullandığım USP 20 D, tüm beklentilerini karşıladı ve uygun bir fiyata son derece kaliteli bir su sebili sahibi olmamı sağladı. Gönül rahatlığı ile tavsiye ettiğim bu modeli https://satis.ugur.com.tr/item/usp-20-d/100017 adresinden peşin fiyatına 12 taksitle satın alabilirsiniz. 

                                             

Bir boomads advertorial içeriğidir.

8 Ağustos 2017 Salı

MASUM ?

+ Aşk öyle bir şey değil


“Günlerden öyle bir gündü;
Üstüne tarih düştüğüm.
Gözümün önüne geldi birden
Balkıyan güzel yüzün.
Ve yüreğim yandı söndü,
Ter bastı avuçlarımı.
Bir işlek kovan uğultusu
Kapladı kulaklarımı.
Uzandım usulca cigarama;
Yavan ömrüme katık.
Ben o gün öldüm gülüm,
Bir daha ölmem artık.” 
                                                                    Metin Altıok


- Nasıl yani ?

+ Aşk senin bahsettiğin gibi değil diyorum. Öyle sınırları olan. Kuralları olan. Edepli hiç değil mesela. Tüü utanmaz arlanmaz dediklerimiz varya işte onlar hep kimyasal. Sevgi senin dediğin gibi mesela. Seçebileceğin bir durum. Kimi seveceğini, neyi seveceğini seçebilirsin. Ben kırmızı severim diyebilirsin. Normal şartlarda kırmızı dışında birşeye dikkat bile etmezsin ama aşk bir anda gelir gözün maviden başka bir şeyi görmez olur. Kırmızıymış pembeymiş hepsi yalan olur.

“Sen yağmurlu günlere yakışırsın
Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler
Islanan yapraklar gibi yüzün ışır
Işırsa beni unutma

Alır yürür sıcak mavisi gökyüzünün
Kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra birgün
Bir yer sızlar yanar içinde büsbütün
Her şeye rağmen ellerin üşür
Üşürse beni unutma
                                                                     Gülten Akın


- Ama bu masum olmaz ki?

+ Sana aşk masumdur diyen oldu mu? Aşk kendi içinde masum. Gerisi hükümsüz.

“Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç
Sana diyeceklerim söylemekle bitmez
Yıllardır yaşamımdan çaldığım zamanlar,
Adına düğümlendi

Bana yaşadığın şehirleri aç
Başka şehirleri özleyelim orada seninle
Bu evler, bu sokaklar, bu meydanlar
İkimize yetmez”
                                                                        Özdemir Asaf


NOT: Bu yazı bir dostun aşk acısı üzerine yazılmıştır. 






7 Ağustos 2017 Pazartesi

ALAKASIZ BAŞLIK ALAKASIZ İÇERİK

                                Kalbimdeki yaralardan bahsedeyim mi size?
Yaz günü nerden buldun bu kadar hüznü demenize sebep olabilirim yalnız baştan uyarayım.


Mesela mavi olmak istiyorum ben. Masmavi hem de. Ellerim mavi bedenim mavi bildiğin avatar yani.
                 İlgili resim

Özgürlük istiyorum. Böyle bağırmak istiyorum avaz avaz. Sesimi duyun istiyorum: Görün istiyorum beni.
                                           özgürlük ile ilgili görsel sonucu

Umursamazlık istiyorum. Dert edinmeden biraz yaşamayı başarabilmek istiyorum. Kendi başına gelenleri dert edinmeyenlerin derdini ben de umursamayayım istiyorum. Canınız cehenneme ne haliniz varsa görün demek istiyorum.

                                       sen kimsin ile ilgili görsel sonucu

Müzik istiyorum. Kalbimde çalan ezgileri duysanız Mozart'ı falan unutursunuz gibi geliyor bana. İçimde yanık yanık bir çello var. En sevdiğim şeyi en sevdiğim sesle söylüyor.

                                           nota ile ilgili görsel sonucu


31 Temmuz 2017 Pazartesi

KARIŞMA !!!


Kronolojik olarak sıralamaya kalksam neredeyse her gün kadına yönelik bir şiddet haberi bulabiliriz. Öyle bir ülkenin insanıyız ki aynı Almanya'da doğan ikinci kuşak çocuklar gibi ne batılı ne doğuluyuz. Avrupalı olmaya çalışırken genlerimize işlemiş olan cahiliye döneminden çıkamıyoruz bir türlü. Özellikle erkeklerimiz kadının gücünün arttığı bu yeni çağa ayak uydurmamakta kararlı görünüyor. İktidarının elinden gideceğini bilen erkek bütün içgüdüsel saldırganlığı ile dünya hayatında edindiği saltanatın bir iki saçı uzun yüzünden elinden gitmemesi için bildiği en iyi yol olan kaba kuvvetle saldırıyor.
Kendine hayır diyeni öldürüyor, çocuklarının anasını dövüyor, kadınları başka erkeklere pazarlayarak para kazanıyor, savaşta ganimet yapıyor, kız çocuklarına tecavüz ediyor, sevgililerine yasaklar koyuyor, işvesine cilvesine süsüne kaşına gözüne aşık olduğu kadını imzayı atıp eve soktuğunda kendine köle yapıyor. Değiştiriyor. Kadınının bir beyni yokmuş gibi onu kendi kuralları çerçevesinde yaşamaya mahkum ediyor.
Ortadoğunun getirdiği tüm arabesk kültür, maço erkek  safsataları resmen içimize işlemiş. Batılı olmayı bilmem ne olmakla karıştırıyor olmuşuz. Hem aydın insan olup hem Müslüman olunamaz mı? Hz. Muhammed'e dört kız evlat verilmesinin, kendinden büyük bir eşe sahip olmasının hiç bir anlamı yok mudur yani?
Şimdi de birileri benim ülkemde kimin ne giymesi gerektiğine karar vermeye, onu giyemezsin bununla buraya giremezsin gibi kraldan çok kralcılık yapmaya başladı. 
Dün Maçka Parkında yaşandığı üzere; 
    

             - Birileri kıyafet konusunda kendini yetkili sanmaya başladı.
-Nerede ne giyeceğimize erkeler karar vermeye başladı.
-Kıyafetinden dolayı uyarma gereği duyduğu kadına aynı zamanda bağırıp çağırıp sözel şiddet uygulamaya başladı
(Sözel şiddeti aşıp tekme tokat saldıranlarda olmuştu hatırlıyorsunuz.)
-Ve adamın kendini savunma sözü ise daha cahilce " sonra tecavüze uğrayınca bizi kim koruyacak diyorsunuz" 

Bu ülkede herkes dilediği gibi yaşayabilir kardeşim. Herkes kendi sınırlarının efendisi olmayı hakediyor.  Ben başımı örterim, şortumu giyerim kimsenin vazifesi değil bana şekil şemal vermek.
Kadınlar özgürleşecek ve siz beyler bu sürece alışacaksınız. Ve biz kadınlar çocuklarımızı daha insan, daha başkalarının hayatına saygılı olarak yetiştireceğiz. Bugün bunlar yaşanıyorsa maalesef bunun suçlusu hepimiziz.



5 Temmuz 2017 Çarşamba

BU ARALAR

          Bu aralar en çok izlediğim, dinlediğim,yediğim,sevdiğim şeyleri sizlerle paylaşmak isterim.

En çok dinlediğim kesinlikle Ceylan Ertem ama özellikle onun ESMER şarkısı...Sabahtan akşama akşamdan sabaha dinleyebilirim..Bi baksanıza sizde..TIK TIK


En çok izlediğim program kesinlikle yarışmalar. Televizyonda birbirinden güzel bilgi yarışmaları var. Fakat sunumuyla bende bağımlılık yaratan 19 isimli yarışma.


Geçtiğimiz sezona damgasını vuran ve gelecek sezonu sabırsızlıkla beklememe sebep olan dizi elbette Fi...Tartışmasız sezonun en iddalı ve en güzel yapımıydı. Üçlemeyi okurken de çok etkilenmiştim kitaplarda yaratılan karakterlerden, dizi de oldukça başarılı.    

                                        fi ile ilgili görsel sonucu

Bu aralar en çok istediğim şeyi soracak olursanız onlar biraz fazla. Öncelikle iyi bir tatil istiyorum. Bütün yıl çalıştım, hakettim bence.
Haftaya Sinop'tayım sizi de beklerim.

                                    sinop ile ilgili görsel sonucu

İyi bir gözlük ve güzel bir kol saati istiyorum. Sponsor olmak ya da hediye etmek isteyen olursa bana instagramdan dm atabilir :) TIK TIK

İşin şakası bir tarafa gerçekten tavsiyelerinizi alabilirim bu konuda. Dolandım dolandım kendime hiç birini yakıştıramadım.
güneş gözlüğü ile ilgili görsel sonucu   
                                                       

En son okuduğum ve beğendiğim kitap Aeden..Anlatmayacağım kitabı sadece gerçekten farklı. Okuması zor. Ama kesinlikle çok iyi.


Evet canlarım..Kendinize iyi bakın...Bol bol okuyun...gezin...sevin...





2 Haziran 2017 Cuma

KADIN OLMAK NE ZOR

"Tam 145 kişinin aşık olup 13'ünün "hayır" cevabı aldığı için intihar ettiği, İran şahının en sevdiği karısı "eşsiz" Anis-el Doleh"

Bir kaç gündür de facebook duvarımda fotoğrafta ki kadının dış görünüşü üzerinden dalga geçilerek halinize şükredin tarzı paylaşımlar görüyorum. Ve işin acısı bu lakırtıları en çok kadınlar yapıyor. İnanamıyorum...
Öncelikle belki o zamanlarda kadınlar şimdi ki gibisıfır beden dayatmasına maruz kalmadıkları için kendi özgür bedenleri içinde mutluydular.
Belki kaş bıyık almak o zaman ki İran'da zorunlu bir güzellik algısı değildi.
Belki kadın dış görüntüsü ile değil gerçekten aklı kalbi için seviliyordu.
Belki onlar bizden daha özgür kadınlardı. Kimse için, moda için istemedikleri şekillere girmek zorunda değillerdi.
Belki de o dönemde kadınların yerine başkaları fotoğraf makinalarına poz verebiliyor du kimbilir...

29 Mayıs 2017 Pazartesi

BEŞİKTAŞIM ŞAMPİYON


Fazla söze gerek yok...
Bizim nesil başka takım bilmez...
Gordon Milne'den bu yana
Her yanımız efsanedir bizim...




şampiyONBEŞiktaş 


Hayko Cepkin'in yeni BEŞİKTAŞ Marşı için TIK TIK...

3 Mayıs 2017 Çarşamba

YEŞİL ERİK


yeşil erik tadında severim arkadaşlarımı ben...
her mevsim akla düşen ve 
her baharda bir daha hiç bulunamayacakmış gibi tüketilen.
                                                                     03.05.2016 /Yalova/Sevda
 

17 Nisan 2017 Pazartesi

Belki mutsuz ruhumuzun tedavisi sadece müzikledir.


Daha önce hiç dikkatinizi çekmeyen bir şarkı birden karşınıza çıktı mı sizinde ?
Benim bu sabah başıma geldi.
Müslüm Gürses'in 2006 yılında yayımlanan Aşk Tesadüfleri Sever albümünü çok severim, daha önce hiç arabesk dinlememiş olmama rağmen. Murathan Mungan'nın supervizor olduğu bu albüm kalbime dokunur, bana iyi gelir. Ama bu albümde ki bazı parçalara saplanmış kalmışım sanırım Nilüfer şarkısını arada kaçırmışım.
Bugün sabah tesadüfen dinlemeye başlayınca çarpılma hissi yaşadım resmen.

Bir dinleyiverin bakalım, sizler de benim gibi sevecek misiniz hem bu albümü hem bu şarkıyı..
Belki mutsuz ruhumuzun tedavisi sadece müziktedir. Kimbilir...