12 Eylül 2018 Çarşamba

3 GÜNE 2 KİTAP BİR FİLM BİR DE ALBÜM SIĞDIRDIM


Eylül ayının gelmesiyle birlikte sokaklarda parklarda geçirilen zamanları kaybeden ben artık yeniden kitaplarıma kavuşmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Uzun ve serin sonbahar akşamları elinde kahvenle birlikte kitap okumalarına en çok yakışan ay değil mi sizce de?

Evde okumadığım kitap kalmadığını fark edince arkadaşların kitaplıklarına dadandım. En yakınımda bulunan kitap kurdu Meral'e uğradım ve ondan iki kitap çarptım :))

                                                        İlk kitap Aklı Üç Karış Havada


Hızla okunabilecek bir kitap. İnsanı yormuyor. Merak bile ediyorsunuz kitapta bahsi geçen üç kadının hikayesini. Sude Miraç hayatı zor geçirmiş ünlü bir şarkıcı, Miraç bir psikolog ve Asya zengin ve kafası karışık bir genç kadın. Farklı hayatları yaşayan ortak noktaları çok kadınlar. 
Kitabın sonunu anlamadığım doğrudur. Kafam karıştı. Bu üç kadın aynı kadın mı yoksa hepsi farklı farklı kadınlar mı ? Hatta bitirdiğimde daha önce okumuş olan Meral'e sordum oda bana - sonunu sen yaz dedi. Ben bir sona inandım siz okuduğunuzda nasıl bir son yazarsınız meraklanıyorum.

İkinci kitap Sanma Ki Yalnızsın

sanma ki yalnızsın ile ilgili görsel sonucu

Elif Şafak'ın gazete ve dergilerde yayımlanan köşe yazılarından oluşuyor kitap. Bazı hikayeler ruhumu sararken bazılarından çok sıkıldım itiraf ediyorum. Tavsiye ediyor muyum? Hayır. Bence sıkıcı.

İzlediğim film Aşk Uykusu

aşk uykusu ile ilgili görsel sonucu

2017 yılına ait bir Mehmet Coşkundeniz kitabından sinemaya uyarlama. Sinema da ne kadar gösterimde kaldı bilmiyorum, kısa olmalı ki ne adını ne de tanıtımını duymuştum. Rastgele film günlerimizden birinde denk geldim. Filmi çok sevdim. Ben olsam başka bir final yapardım ama bu haliyle bile oldukça etkileyici. En azından gerçekçi. Aşkı için gözü kör olmuş bir kadın ve bunu sömüren bir adam hikayesi. İzleyin bence.

Dinlediğim ve çok beğendiğim albüm Ve Nazan Öncel Şarkıları

ve nazan öncel şarkıları ile ilgili görsel sonucu

Bütün yaz Koray Avcı albümlerini hatmetmiş biri olarak yeni bir cd yakalamış olmaktan çok mutluyum. Bütün şarkılar tek kelimeyle cuk olmuş. Ama sanırım ben en çok yine albümde yer alan Koray Avcı ve Manuş Baba yorumlarını sevdim. Uzun yolculuklarda sizi yormadan eşlik edecek harika bir albüm çalışması olmuş. Tebrik ediyor ve tavsiye ediyorum.



5 Eylül 2018 Çarşamba

BU ARALAR BEN

Koskoca yaz geçti gitti. Hatta leyleklerin göçünü bile gördüm. Onlarla vedalaşmak çok zor geldi. Eee yaş kırkı geçince geçen sadece mevsimler değil ömürde oluyor...


2018 yazında çok eğlendiğimi itiraf etmeliyim. Bozcaada'da tatil, Erdek'te tatil yapma fırsatı buldum. Kampçılığa merak saldım. İznik'te kamp yaptım. Çok yedim, çok içtim, çok eğlendim. Ve bu koskoca yaz boyunca en sevdiklerimi sizlerle paylaşmak istedim.

BU ARALAR EN SEVDİĞİM ALBÜM: Buna hiç düşünmeden Koray Avcı'nın son albümünü yazmalıyım.  Koray Avcı Senin İçin Değer albümünde döktürmüş. Yol boyu, yaz boyu tek dinlediğim cd bu oldu.  Ayırabileceğim bir şarkı var mı diye düşündüm de yok, hepsi birbirinden güzel. Şiddetle tavsiye.

Ä°lgili resim

BU ARALAR EN SEVDİĞİM FİLM: Yazın sinemaya gitmeye vakit ayıramıyorum, o sıcakta dar ve kapalı alanlarda takılmak beni çok yoruyor. Ama evde boş vakit buldukça bir şeyler izlemeyi seviyorum. En son Cici Babam filmini izledim. Çok özel bir film değildi ama güldüm mü güldüm , eğlendim mi eğlendim :))

Ä°lgili resim

BU ARALAR EN SEVDİĞİM ETKİNLİK: Kamp kurmak. Kendimizi dağlara, bayırlara vuruyoruz ve beğendiğimiz yerde çadırımızı kurup konaklıyoruz. Kampı az malzemeyle yapmayı öğrendiğimizde daha çok zevk alacağımı tahmin ediyorum. Çünkü biz arabayı tepeleme doldurup gidiyoruz ve dönüşte inanılmaz bir çamaşır karmaşası, eşyaları yerine kaldırma derdi oluyor. 

camp ile ilgili görsel sonucu

BU ARALAR EN SEVDİĞİM TAT : Magnum Mini Double Karadut Böğürtlen Dondurma.
Porche kazanacağız diye başladığımız dondurma yeme işi artık bir keyfe dönüştü. Özellikle mini dondurmalar seyahatlerde daha kolay tüketilebiliyor.

magnum böğürtlen ile ilgili görsel sonucu







4 Eylül 2018 Salı

MÜHENDİS ADAYI ANNESİ OLMAK İSİMLİ ÇALIŞMAM :))

Ä°lgili resim

Sevgili dostlar benim miniğim büyüdü kocaman adam oldu, sınavı kazandı ve İnşaat Mühendisliği okumayı tercih etti.

Artık bir mühendis annesi adayıyım. Rabbim bitirmeyi, güzel günlerini görmeyi de nasip eder inşallah.

Sizlerin aranızda da çocuğu üniversiteli olan varsa şimdiden güzel günler diliyorum..

Bahtları yolları açık olsun.

29 Ağustos 2018 Çarşamba

TATİLDE 1 GÜNLÜK KAÇTIK :)

Kurban Bayramı bence en zahmetli ve yorucu bayram. Geleni gideni ayrı, bütün gün etlerle uğraşması ayrı hele yaz günlerine denk gelince ve 9 gün gibi bir süre olunca tatile gidememek ayrı ( ki bence en zoru bu)

"Ya bırak bir bayramı da ailenizle geçirin büyükleri ziyaret edin" diyenlerdenseniz bu yazıyı hiç okumayın :) 

Ben de bayram gibi bayram yapmayı seviyorum yalan yok ama yılda bir kez Ramazan Bayramı bence bunun için yeterli. Kurban Bayramı bizim olmalı :))

Bu bayramda Erdek Turan Köy'e kaçma planları yapmıştık. Ancak daha önceki postta yazdığım gibi bebeğimiz hala hastanede yatıyordu ve ben evden uzaklaşmak istemiyordum. Bu sebeple deniz tatili planını iptal ettik. İlk gün eşim, çocukları da alarak önce namaza sonrasında da kurbanımızı kesmeye gitti. Oldukça geç geldiler. Gece saatlerine kadar etlerin paylaşımı ile uğraştık. 

Ertesi gün aile ve eş dost ziyaretleri yaptık. 3. gün günübirlik kayın validemin yanına geçtik. 1 gece kaldık ve evimize döndük.

Allah'a şükürler olsun ki bebeğimizin durumu da iyiye gidiyordu , doktorumuz güzel haberler verdi. Hal böyle olunca son bir yaza veda turu atmaya karar verdik.

Amacımız İznik'te yer alan Tacir ve Sansarak Kanyonlarını görmek ve birinde bir gecelik kamp yapmaktı. Çocukları bizimle gelmeye ikna edemedik, biz de karı koca düştük yollara. 

Önce İznik ilçesine bağlı Elbeyli Köyüne gittik. Harika bir yer. Yer Altı Mezarı, Tarihi Çınar ve Dikili Taş'ı gördük.







Bu harika yerlerden sonra yönümüzü TACİR Kanyonuna döndük. Tacir'e ulaşmak için geçtiğimiz köyler muhteşemdi. Hele Ömerli Köyüne bayıldık. Şirince gibiydi. Kanyona ulaştığımızda aracımızı park ederek sağda solda piknik yapan insanları selamladık, bayramlaştık ve kanyonun derinliklerine daldık. Harika manzaralar eşliğinde kanyonunun tamamını olmasa da büyük bir kısmını yürüdük.




Kanyon içerisinde atlama tramplenlerinin olduğu şelale göletleri ilgimizi çekti. 2 metre yükseklikten 3 metre derinliği olan ufak ama derin çukur göletlere gençler akrobasik hareketler yaparak atlıyorlar. Soğuk ve pırıl pırıl bir su var.Kanyondan çıktığımızda kamyonet kasasına piknik sofrası kurmuş bir aile ile tanıştık. Tacir'de bakkal dükkanı işleten Mustafa bey ve ailesi. Ailenin en büyüğü babanne bana bakıp "kız buralarda ne var, bir de kamp kuracanız" dedi. Onun için saçma bir aktivite olduğu belli. :)) Haksız da değil. Ama bize kıyamadı, sofralarına davet ettiler. Kendi kurbanlarından, tatlılarından, taze sebze ve meyvelerinden ikram ettiler. Ve hatta bu güzel insanlar madem çadır kuracaksınız bunları da yanınıza alın diyerek bizlere koca bir poşet yiyecek verdiler. Teyzeye "ay teyzem iki kişiyiz gerek yok" dediğimde aldığım cevap muhteşemdi. "Kızım bak sen bizim soframıza misafir oldun, ya sana da bir misafir gelirse. Al hepsini helal olsun" dedi. Bir kez daha güzel yurdumun güzel insanlarına hayran oldum. teşekkür ederek yanlarından ayrıldık. Sansarak Kanyonuna doğru.

Yol boyu gördüğümüz muhteşem manzara, verimli meyve bağları bizleri büyüledi. Hele gece dolunay eşliğinde mola verdiğimiz bir gölet var ki muhteşemdi.


Tepeden İznik manzaralı olan köye ait göletin orada sadece ay ışığının aydınlatmasından faydalanarak semaverimizi yaktık ve çayımızı içtik. Uzaktan gelen ulumalar neye aitti bilemiyorum ama dolunayın yarattığı muhteşem ormana bizimle birlikte kurtlar, çakallar eşlik ediyordu.

Sansarak Kanyonuna ulaşmayı kafaya koymuştuk. Gece olması bizi engellemeyecekti. Sansarak Köyüne ulaştık. Türkiye'de bu şekilde başka bir köy varmıdır gerçekten bilemiyorum. O kadar etkileyici ve şaşırtıcı ki ne yazsam nasıl yazsam anlatamam.

                                 

Köyde çektiğim fotoğraflar yanımda olmadığından http://cerentuncerphotoblog.blogspot.com sayfasından bir fotoğraf kullandım. Umarım sakıncası yoktur... Fotoğrafın üzerine tıklarsanız ilgili sayfayı görebilirsiniz.

Köyün nerdeyse tamamı kerpiç evlerden oluşuyor. Sanki orada bir köy olduğu unutulmuş gibi bir izlenim uyandırıyor insanda. 

Kanyona ulaştığımızda sanırım bize yön verecek bir rehberimiz olmadığından çokta başarılı olamadık. Ama kanyon içerisinde bir aşağı bir yukarı gezdik. Harika fotoğraflar çektik. Bol bol böğürtlen, kızılcık yedik. Kaynak suyundan kana kana içtik.  Ancak kamp yapmaya gelince bir kadın ve bir erkek olarak gittiğimizden kamp yapacak kadar güvende hissedemedik kendimizi.

Gecenin bilmem kaçında yoksa eve mi dönsek artık diye konuşurken İznik merkezine indik. Göl kenarında uygun bir yer bulabiliriz diye düşünmüştük. Ancak gölün İznik tarafı da bu işler için çok uygun gelmedi bize. Orhangazi göl kenarında yer alan piknik alanına kadar yol aldık. Sonunda kendimiz iyi ve güvende hssedeceğimiz bir yer bulunca hemen gölün önüne kurduk çadırımızı.


Gece dolunay eşliğinde harika bir uyku ve sonrasında sabah kuş sesleri eşliğinde muhteşem bir manzaraya uyanmak bize oldukça iyi geldi. 

Ancak belirtmeden geçemeyeceğim Orhangazi göl kenarında gece inanılmaz gürültü var. Biz orada kamp kurduktan sonra gece silah atanlar mı dersiniz, araçlarla son ses müzik eşliğinde doğan slx gençliği mi dersiniz, motosiklet ile pat pat yapanlar mı dersiniz ne arasanız var. Kontroller yapılıyor mu bilemiyorum ama bence polis ekiplerinin nöbet tutmaları gereken bir bölge. Yine de kamp için uygun sayılabilir. Çünkü çok fazla çadır kurmuş insan var etrafta.

Kampımızda kahvaltımızı yaptıktan sonra Gemlik'e doğru yola düştük. Çünkü daha önce Gemlik köylerini gezmemiştik. Bunun Gemlik'e haksızlık olduğuna karar verip vurduk Gemlik dağlarına. Gerçekten görülmeye değer olduğunu söylemeliyim. İsimlerini hatırlayamıyorum ama Gemlik'ten Hamzalı Köyüne gitmek istediğimizi söylediğimizde bize tarif edilen yol üzerinde birbirinden güzel bir çok köy gördük. Keçi sürüleri dağların hakimi olmuştu. Çobanlarla sohbet ettik. 


Sonuç itibari ile yaşadığınız şehrin dağlarına doğru rotayı çevirdiğinizde muhteşem güzellikler görmeniz garanti. Hiç üşenmeyin çadırı kaptığınız gibi kendinizi dağlara, köylere atın. 1 gün de bile gördüklerinizi bir ömür boyu unutamayacaksınız.












17 Ağustos 2018 Cuma

İç Dökme Yazısı :(

    Blog yazmak günlük tutmak gibi biraz. Yazdığım, taslağa kaydettiğim ve sizlerle paylaşmadığım o kadar çok şey var ki. Aklıma geliyor yazıyorum, üzülüyorum yazıyorum, birileri ile paylaşma ihtiyacı duyuyorum yazıyorum. Yayımlamaya tek tık kaldığında vazgeçip taslağa atıyorum.

  Ancak bugün biraz farklıyım. Hem yorgunum hem üzgünüm. Ve birileri ile konuşma ihtiyacı duyuyorum. Kardeşimin bundan 10 gün önce bir bebeği oldu. Nasıl mutluyuz. Nasıl keyifliyiz anlatamam. Canım gelinimiz zor bir gebelik süreci üzerinden  kavuştuğu için bebeğine hem biz hem o çok mutluyuz.

bebek ayağı ile ilgili görsel sonucu

   Bebeğimizi eve çıkardıktan 2 gün sonra rutin kontrole götürdük. Hastanede doktoru ilk muayenesinde beklenenden daha fazla vücut ağırlığından kaybettiğini tespit etti ve hastaneye yatıralım biraz gözlemleyelim dedi. Yenidoğanlar için bir servis olmadığı için bebek yenidoğan yoğun bakıma alındı.  Annesi giriyor, emziriyor, birlikte zaman geçiriyorlar. Kilo almaya başladı. Emmesi düzeldi derken idrar kültüründe üreme oldu dendi. Tedavi değişti. Antibiyotik kullanmaya başlandı. Biraz daha bizimle kalacak dendi.

     Hastanede tedavi altındayken 7. günde birden hesapta olmayan bir ateş başladı. Oydu buydu derken iş biraz büyüdü. Neyse bebeğimiz hala hastanede yatıyor. Çok şükür tedavisi devam ediyor ve Allah'ın izniyle sağlıkla taburcu olacağımız günü bekliyoruz.

    Bu süreçte pek çok insan bebeğimiz olduğunu öğrendi. Sonrasında ki gelişmelerden peyderpey haberdar olanlar oldu. Gözün aydın demek için, geçmiş olsun demek için arayıp soranlara çok teşekkür ederim. Böyle zamanlarda insan gerçekten aranmak sorulmak istiyor. 
Ancak telefonunu dört gözle beklediğim halde aramayan sormayan o kadar çok insan oldu ki şok içinde kaldım. Biliyorum herkes insan. Herkesten her şey beklenebilir. 40 yaşındayım ve bunun çok net farkındayım. Ama yine de ne bileyim insan gerçekten ihtiyaç duyduğunda sevdikleri tarafından önemsenmek istiyor.

Şimdiye kadar bu şekilde beklenti içinde bıraktıklarım varsa çok özür diliyorum. 
Bundan sonrası için kırıldığım insanlara karşı tavrım ne olacak bilemiyorum. 
Muhtemelen bebeğimizi sağlıkla kucağımıza alınca hepsini unutacağım...

Ya aslında her şey fasa fiso. Yazımı okuyorsanız tüm hasta bebekler ve içlerinde de Umut Çınar'ım için dua edin olur mu.

                                                      Biliyorsunuz siz 💗 ben


13 Ağustos 2018 Pazartesi

İNCİRLİ KEK

Bütün bir yaz incir niye çıkmadı hala diye dolanıp duruyorsanız siz de benim gibisiniz demektir.

İncir, tüm güzel şeylerin en güzellerinden...

Hafta sonu Yalova'nın köylerini dolaşmaya çıktık. Dağ bayır yürürken doğa ananın bize sunduğu nimetlerden faydalandık. Böğürtlenler, kızılcıklar ve incirler...

Kayınbiraderimin bahçesinde kocaman iki incir ağacımız var. Siyah incirler. Lezzetli incirler. Topladık. Yedik. Eve de getirdik. Ne yapsam ne etsem derken annem sen seversin reçel yapalım dedi. Bir miktarı reçel olmak için ayrıldı.

Ama bir şeyler denemek istiyordum ve kek yapmaya karar verdim. Ben tarif ettim oğlum malzemeleri karıştırdı. Ortaya harika bir kek çıkıverdi.


Malzemeler:

4 yumurta
1 su bardağı toz şeker
1 su bardağı süt ( kaymaklı organik süt kullandım)
1 su bardağı sıvı yağ
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
canınızın istediği kadar tarçın
4 siyah incir ( yumuşak olmasın)
aldığı kadar un


Bütün malzemeleri bir araya getirerek çırptık. Yağladığımız yuvarlak borcama döktük. Önceden ısıtılmış fırına atıverdik. ( önce 180 derecede kek kabarmaya başlayınca 150 dereceye indiriyorum )

Sonrası mı? Herkesin hımm yumm miss sesleri eşliğinde ilk 10 dakikada bitiverdi :))

Denemek isterseniz afiyet olsun...


8 Ağustos 2018 Çarşamba

PIRASALI BÖREK

Ya ben güya şiirler, makaleler, denemelerle dolu bir blog sayfası yazarı olacaktım. Bir baktım ki her telden yazan yolunu bulamamış bir eski blogger olmuşum :))

Hayır yazıyorum yazıyorum takipçi sayım da değişmiyor. Tanısanız seversiniz aslında ama yemek, içmek dışında yazdığım mevzularla pek ilgilenmiyorsunuz. Sizi gidi siziler :))

Arkadaşımın gün oturmasında ilk kez denediğim ve tadına bayıldığım pırasalı börek tadını nasıl damağımda bıraktıysa o gün pazar, market demeden pırasa aradım. Ama malum yaz mevsimi ve artık pırasa bulmak çok zor.

Geçenlerde pazarda dolanırken eşimle sadece bir tezgahta azcık pırasa olduğunu görünce tezgahın üzerine balıklama atladım :) Cüneyt Arkın surlardan öyle atlamamıştır yemin ederim. Tezgahta var olan bütün pırasayı aldım ve böreğime kavuşmak için eve koşturarak geldim.

Yav amma börekmiş anlat bakalım diyenler için anlatıyorum.

Önce pırasayı minik minik doğradım, kıyma ve baharat ile kavurdum. Soğumaya bıraktım.

Bir kaba soğuk su diğerine galeta unu hazırladım.


Milföy hamurlarını elimle biraz genişleterek iç harcı koyduğum milföylere şekil verdim.



Böreklerimi önce suya daha sonra galeta ununa buladım ve fırına attım.


Çıtır çıtır kızardıktan sonra fırından aldım ve ...


hemen mideye indirdim.


Hepinize afiyet olsun. 

30 Temmuz 2018 Pazartesi

BOZCAADA GÜNLÜĞÜ


Bu yıl tatil planlarımızı yaparken Bozcaada'ya gitmeyi kafamıza koymuştuk. Bir şekilde bu kadar bahsi geçen ve son yılların popüler adasını görmeden olmayacaktı. Millet Yunan adalarında takılırken bizim neyimiz eksikti :)) bir ada görmeli, gün batımını yanımızda sevdiğimizle izlemeliydik.


Adanın her yanı güzel dersem yalan söylerim. Denizi haricinde adada sadece ilçenin kurulu olduğu alan temiz ve bakımlı. Adanın etrafını dolaşırken, özellikle gün batımını izlemeye giderken yuttuğumuz tozun toprağın haddi hesabı yok.  Turisttin akın akın gittiği bir yerin bu kadar özensiz bırakılmış olması şaşırttı beni. 


Geyikli'den feribotla 54 Tl karşılığında adaya ulaşılıyor. Geri dönüş için Gestaş'tan randevu ayarlamanızı tavsiye ederim. Randevunuz yoksa uzun kuyruklar beklemek zorunda kalıyorsunuz. Adada her şey çok pahalı. Hep alışık olduğumuz ucuz marketler, fastfood yiyebileceğiniz mekanlar yok. Fiyatları ada esnafı sanırım kafasına göre belirliyor. Çanakkale'den veya Geyikli'den ne ihtiyacınız varsa alın arabanızı doldurun ve adaya o şekilde geçin. Yoksa en basit öğün için servet ödemeniz gerekebilir.


Biz Tuzburnu'nda çadır kurduk. Konaklama ayarlamak için geç kalmıştık çünkü. Sezondan çok çok önce oteller ve pansiyonlar doluyormuş. Bir kaç tane bulduk ama onlarda inanılmaz uçuk fiyatlar istediler. Biz de dechatlondan aldığımız 4+2 çadırımızı yukarıda gördüğünüz koya kurduk. Kimse kimseye karışmıyor. Alanlar boş. Deniz muhteşem. Çadırda kalırım ne olacak ki diyenlerdenseniz atıştırmalıklarınızı karşıdan alın gelin ,çadırınızı kurun. Bizim şansımıza rüzgarda yoktu. Genelde rüzgarlı oluyormuş çünkü.


Midye tava adanın en ucuz yemeği :))


Mavi - beyaz kombinasyonu her yere hakim. Pek popüler olan Alaçatı modeli burada da kendini göstermiş. Her yerde mavi sandalyeler, beyaz minik pansiyonlar, sokaklarda sardunyalar, duvarlarda şiirler, grafitiler...


Su kesinlikle muhteşem. Doldurup bardağa içebileceğiniz kadar berrak. Biraz soğuk. Ama girince alışılıyor :))



6 Temmuz 2018 Cuma

ANNEM

Annesini kaybetmiş dostlarım varsa onlardan özür dileyerek sizlerle bir durumu paylaşmak istiyorum. 

sevda ünlü ile ilgili görsel sonucu

Biz annemle çocukluğumdan ziyade büyüdüğümde birbirimizle daha çok vakit geçirme fırsatı bulduk. Çok eğlenceli çok keyifli bir çocukluk geçirmeme rağmen annemin çalışmasından dolayı çokça birlikte vakit geçiremezdik. Daha ziyade babamla denize, balığa, maça giderdik. Biraz erkek çocuk gibi büyümüş olmam bundandır ::))

Sonra ben 14 yaşında okul sebebiyle ailemin yanından ayrıldım. Onlar başka bir şehre ben başka bir şehre gittim. Okul biter bitmez de evlenince istediğimiz gibi olmadı aslında. 

Annemle birbirimize olan bağımız benim anne olmam  ve onun bizim yaşadığımız şehre taşınması ile kuvvetlendi. Artık ana kızdan ziyade iki dost iki sırdaş iki iyi arkadaş olduk. Birlikte kahve sigara keyfi yaparken konuştuğumuz şeyleri başka kimseyle paylaşma şansım yok. Her şeyi sonrasını düşünmeden konuşabilmenin tadı gerçek bir dostunuz yoksa anneniz dışında yaşamak zor olur.

Annem artık yanımda değil ve ben bu duruma alışmakta zorlanıyorum. Babamın Çanakkale'de işe başlaması sebebiyle ayrı gayrı kalmayalım diyerek tası tarağı toplayıp geçici bir süre için bile olsa ( 3 yıl ) Çanakkale'ye gittiler. Artık akşam sohbetleri, birlikte içilen kahveler, akşam yürüyüşleri, anne acıktım yemekte ne varlar bitti. Babam uzun zamandır il dışında çalıştığı için onun yokluğu biraz daha alıştığımız bir durum olmuştu ama maalesef annemin gidişi birazdan fazla zor oldu.

                                    Çok özledim hem de çok. 

27 Haziran 2018 Çarşamba

OKUDUĞUM İZLEDİĞİM EN İYİ FİLM / KİTAP ELBETTE BU SERİ

                      

Beni biraz tanıdıysanız kitap okumayı çok sevdiğimi, elime ne geçerse okumadan bırakmamaya çalıştığımı bilirsiniz. Geçenlerde kitapçıda dolaşırken en sevdiğim üçlemenin ( sonrasında dört olmuştu ) 5. kitabının yayınlandığını gördüm. İlk kitapların yazarı Stieg Larsson'ın vefatından sonra hikayeyi tamamlamaya David Lagercrantz ahdetmiş olacak ki üçlemenin ardından harika iki kitap daha gelmiş.

Lisbeth Salander bizi kendi büyüleyici hikayesinin içine öyle bir alıyor ki kitabı elinizden bırakmak için Allah korusun deprem falan olması gerekiyor. 5. kitaba başladım ve şu anda yemek yemeden, su içmeden kitabı bırakmadan okumak istiyorum :) Bu başarı için yazarı tebrik etmek lazım.

5. kitapla ( Göze Göz Dişe Diş Diyen Kız ) ilgili yorumlara baktığınız da The Wall Street journal yazarı Tom Nolan diyor ki; "Harika...Orjinal seriye bundan daha sadık bir devam kitabı olamazdı. Salander en dramatik, en karizmatik, en etkili araştırmacı haliyle karşımızda; sosyal becerilerden yoksun bir kadın olabilir ama iş, yozlaşmış güçlerin karşısında durmaya gelince ondan iyisi yok."

Kitabın film serisi de oldukça muhteşem. Mutlaka ama mutlaka Lisbeth ile tanışmalısınız. Müsadenizle ben kitabıma geri dönmek istiyorum...Kendinize iyi bakın.. Sevgiler...

19 Haziran 2018 Salı

SANATÇI NASIL OLMALI


Bugün gazeteleri dolaşırken Baha isimli sanatçının bir röportajına denk geldim. Kendisi demiş ki "sanatçı ulaşılmaz olmalıdır fikri bana ters geliyor".

                                   Baha: ‘Sanatçı ulaşılmazdır’ fikri bana göre deÄŸil

Şimdi elbette ben bir otorite değilim. Hayranı olduğum sanatçıların ulaşılabilir, ulaşılamaz olmasının ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğu üzerine düşündüm biraz.

Mesela en sevdiğim Mıchael Jackson'du benim. Yani onun ulaşılmaz olması daha doğruydu bence. Ne yani gelip metroda sıra mı bekleseydi pullu payetli :)) Yada moonwalk ile sokaklarda mı dolaşsaydı. Onun sesi, dansı sanki sahneye gökten zembille inmiş gibi durması daha güzel değil miydi sizce de.

                                                Ä°lgili resim

Sonra Metallica. O adamlara ulaşıp ne yapacaksın ki zaten. Birlikte ot çekip, içersin en fazla. Mazallah kötü yola düşersin. Uzaktan uzaktan hayranlıkla izlemek, şarkılarıyla dünyaya baş kaldırmak yeterli bence.

Ama ulaşılması gerekli sanatçılar da var elbette. oturup soru sormanı gerektiren, dinlemeni gerektiren. Ben yıllar önce Samsun'da Cezmi Ersöz ile tanışmıştım. Sorular, cevaplar harika bir sohbet etmiştik.  Sonra mesela Zülfü Livaneli'ye ulaşmayı çok isterdim. O harika kitapları nasıl yazdığını, o besteler o sözler...Uzun uzun sohbet edebilirdim. Ama mesela Tarkan'a ulaşmak istemezdim onun sahneden pırıltısını izlemek isterdim sadece. 

Yani elbette bu benim fikrim. Ulaşılmaz olanlarla ulaşılabilir olanlar farklı olmalı bence. Yazarlara çizerlere, mesela Cem Yılmaz'a ulaşılabilmeli insan ya da Tarık Akan'a ( Allah rahmet eylesin) sonra Sıla'ya,  Kerimcan Kamal'a ulaşmalı, ama popstarlara, show dünyasının mucizelerine ulaşmamalı.       ( zaten çoğuna ulaşıp ne yapacaksın) 

1 Haziran 2018 Cuma

#RamazandaNutellaSofranda

FikriMühim olduğumdan beri ara ara deneme ürünlerine ait kitler gönderildiği oldu bana. Birkaç çalışmada birlikte yaptıklarımız beğeniliyor olacak ki en son Nutella Türkiye ve FikriMühim işbirliği ile gerçekleştirilen RamazandaNutellaSofranda etkinli için seçildim.

İlk önce içinde kocaman bir nutella, tariflerin yer aldığı kartlar ve harika bir not defterinin olduğu kargom geldi.


İçindeki kartları eşimizle dostumuzla paylaşmamız ve nutellalı lezzetleri sofralarında denemelerini sağlamamız gerekiyordu. Ben de bu keyifli çalışmaya annemle başladım. Ona karları verdiğimde ilk fırsatta deneyeceğine söz verdi. Hatta biz bu fotoğraf karesi ile instagram üzerinden yapılan yarışmayı da kazanarak krep tavası almaya hak kazandık :)) Canım annem 


Ben de verilen söz tutulmalı diyerek hemen kargomun geldiği gün babamın çok sevdiği muhallebili kadayıf tarifimi nutella ile süsleyerek harika bir sunum yaptım.


Tarifine gelince: 
250 gr tel kadayıf ( hazır kavrulmuş aldım)
2 yemek kaşığı toz şeker
1 su bardağı ceviz içi
2 yemek kaşığı tereyağ

Bu malzemeleri tavada iyice birbirleri ile özdeşleştirdim.

Sonra 1 paket dr.outker muhallebiyi kutu üzerinde yazan ölçülerde pişirdim. Kuplarıma önce kadayıf sonra muhallebi sonra tekrar kadayıf olacak şekilde servise hazır hale getirdim. Sonrasında da krema enjektörüne doldurduğum harika nutella ile süsleme yaptım. Gerçekten ben yaptım diye demiyorum ama muhteşem oldu. Denemelisiniz.





22 Mayıs 2018 Salı

YILIN DÜĞÜNÜ / ROYALWEDDİNG

                      Prens Harry & Meghan Markle

Prenses Diana herkesin hayatına dokunmuş sanırım. Yaşı genç olanların bile merhum prenses ile ilgili bir fikri var. Ve çoğunlukla sevgi ve saygı dolu anılıyor kendisi. Toprağı bol olsun ne diyelim.

Onun tüm dünyaya emanet ettiği 2 oğlu William ve Harry büyüdüler. William biliyorsunuz hastası olduğum Kate ile evlendi. Ve sonunda sevimli havuç prens Harry'de kendisinden üç yaş büyük, saf kan ingiliz olmayan, aktrist, geçmişi karışık bir hatunla aşk evliliği yaptı. Bu maddeleri neden sıraladım diye bana sorabilirsiniz. 

Dünyada kimse kimsenin geçmişini kurcalamıyor. Koskoca sarayın bile kuralları söz konusu aşksa gevşetiliyor. Yıllar önce Prenses Diana'ya yapılan ayrımcılıktan ağzı yanan Kraliçe etliye sütlüye bulaşmıyor belli. Çünkü torun prensler gönüllerince evlilik yapıyorlar. Harry ve Megan çifti bir çok kurala inat büyük bir aşkla evlendiler. O Harry'nin düğünde gelini görünce kızarması falan ne kadar sempatikti.

ingiltere prens harry düğünü ile ilgili görsel sonucu

Ne diyelim Allah bir yastıkta kocatsın :))

O değilde
                                            david beckham royal wedding ile ilgili görsel sonucu

bu adam nedir arkadaş...İnsan sırf rol çalsın diye düğüne David'i çağırır mı? Durduk yerde insanın kafası karışır :))