Canan Tan kitabı okuyup ulan ne var bunda ben otursam üç saatte yazarım bunun gibisini demediğim hiç olmadı. Dili, anlatımı, hikaye örüntüsü çok kolay sanki. Kolaycılığa kaçmanın en akıllıca yöntemi. Fazla yorulmadan, okuyucuyuda yormadan roman yazmak ve çok satmak. Sanırım yıllardır cesaret edip ortaya çıkarmadığım kitap taslaklarımı editörlere gönderme vakti gelmiş.
Geçen gün eşimle sahilde dolanırken çöpün yanına bırakılmış bir koli içerisinde kitaplar olduğunu gördüm. Kitabın asla ve asla çöp olmaması gerektiğini bildiğim için koliyi aldık. İçinde üniversite hazırlık kitapları vardı. Eşim onları kendi çalıştığı okula götürdü. Onca ders kitabı içinden Canan Tan Piraye romanı çıktı. En son okuduğum seriden sonra hafif bir kitabın bana iyi geleceğini düşünerek başladım okumaya.
Piraye. İstanbul'da diş hekimliği fakültesi okuyan, sosyalist dünya görüşüne sahip, güzel, idealist, hümanist bir kızcağız. Okulda yanına kim yanaşsa Piraye'ye aşık oluyor. Ama o hep mesafeli. Sonra Diyarbakır'dan okumaya gelen Haşim'le karşılaşıyor. Haşim dediğime bakmayın o bir ağa, okulda bile herkes Haşim Bey diye hitap ediyor. Bu birbiriyle alakasız duran ikili aşık oluyor, evleniyor ve Diyarbakır'a yerleşiyorlar. Sonrası kültürel çatışma, sonrası doğu batı çeşnisi. Şu anda televizyonda izleme rekorları kıran ağalı paşalı dizilerin kitap hali. Kahramanın adı Piraye olmasaydı kesin şimdiye kadar dizisi olurdu.
Ben Canan Tan'ı aslında hiç bilmiyorum. Sadece bir kaç kez arkadaşlarım vasıtası ile kitaplarını okuma fırsatım oldu. Edebiyat ödüllü bir yazar olduğunu öğrendiğimde kendisinin romanları ile ilgili düşüncelerimden utandım. Acaba ben anlamıyor muyum bu işlerden dedim. Aranızda Canan Tan kitabı okuyup benim gibi düşünenler oldu mu? Benimle paylaşırsanız sevinirim.