ENKAZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ENKAZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2023 Perşembe

NEDEN BU KADAR SUÇLULUK DUYUYORUM?

Bugün kıyametin ( ben sadece deprem diyemiyorum ) üzerinden 10 koca gün geçmiş. 10 gündür sıcak yatağa girmekten, sıcak yemek yemekten, çocuklarıma sarılıp öpmekten utanarak geçirdiğim 10 gün 10 gece. 

Ben 99 depreminde Yalova'daydım. Devlet hastanesinde acil servis hemşiresiydim. Gece evden aşağıya sağ salim inebilmiş biri olarak aklımıza ilk gelen yere hastaneye koşturmuştum. İlk gece mahşer gibiydi. Ölenler, yaralılar...

99'da ailemden kayıplarım olmuştu benim. 4 kuzenimi kaybettim. ( ki birini gerçekten kaybettim. Ölüsü bile ortada yok. En azından diğer üçünün bir mezarı var ) Çok arkadaşımı kaybettim. Büyük acılar, travmatik görüntüler gördüm. Ama inanın bana Maraş depremi kadar acı vermedi. 

Bugün ben bu kez neden daha fazla etkilendim diye düşündüm. Neden kendimi bu kadar suçlu, bu kadar yetersiz, bu kadar aciz hissediyorum ? 

Sanırım 99'da deprem sonrasında uzunca bir süre aktif çalıştığım için kendimi işe yaramış biri gibi hissediyorum. Orada ölmemiştim, yaralanmamıştım ve yardıma ihtiyacı olan, gücümün yettiği her yere arkadaşlarımla beraber koşturmuştum. Yalova'nın ardından Kaynaşlı depreminde bölgeye gitmiş, buraya gönderilen yaralılara bakabilmiştim. 

Şimdi sağlık problemimden ötürü gidemedim. Bir işe yaramadım. Kendi çapımda maddi ve manevi yardım dışında elimden bir şey gelmedi. Çok üzgünüm. Hem de çok. İçimde kocaman bir acı var. Tarifi yok. Dünya üzerinde ki hiç bir dilde karşılığı yok.

Dün televizyonda bir psikolog açıklama yapıyordu. Kendinizi suçlamayın diye. Unutmayın 1 insan hiçbir şeye yetemez dedi. Elinizden geleni yapın. Ama kendinizi daha fazlası için suçlamayın. Normal yaşantınıza yavaş yavaş dönün. Doğaya çıkın, yürüyüş yapın. Demesi kolay yapması zor gibi şimdilik. Bakalım biz ülkece bu enkazın altından nasıl çıkacağız.

Hepimizin başı sağolsun.


3 Kasım 2020 Salı

DEPREM / YAŞADIM BİLİYORUM



Ben depremi yaşadım.

99 yılı Ağustos ayıydı.

Kendi halimizdeydik.

Yaz akşamının, yıllık iznin ilk günlerinin heyecanı vardı.

Sinop'tan annem, babam, kardeşim gelmişti Yalova'ya o sabah.

Akşam hep beraber dışarı çıkmıştık.

Çınarcık sahilde oturup annemle yıldızları izlemiştik.

Geç saatte eve geldik, yorgunduk.

Odalarımıza çekildik.

Daha uykuya teslim olmamıştık ki o korkunç gürültü ve ardından şiddetli ama çok şiddetli sarsıntı başladı.

Ben ne olduğunu bile anlayamadan babamın sesini duydum deprem oluyor diye bağırıyordu.

45 saniye bütün hıncıyla sarstı bizi toprak ana.

Sonrası karanlık.

Ağlayarak, korkarak aşağıya indik.

Şehir kapkaranlıktı.

Apartmanda ki polis arkadaşın telsizinden şöyle bir ses duyduk :

- Sesimi duyan polis memuru arkadaşlar görev başına Yalova yerle bir oldu!

Biz de sağlıkçıyız baba kız.

Daha kendimize gelemeden hastaneye ulaşmak üzere yola çıktık.

Yanan evler, sokaklar insan seli, ağlayanlar, yaralılar, yıkıntılar arasından hastane bahçesine ulaştık.

Hastane bahçesi mahşer yeri.

Herkes ağlıyor, herkes korkmuş.

Kaç kişiye serum taktım, kaç dikiş attım bilemiyorum.

Arkadaşlarımız öldü.

Ben kendi arkadaşlarımın cesetleri arasında dolaştım.

Sarıldım ağladım.

Ailelerimizden kayıplarımız oldu.

Kuzenlerimi kaybettim ben.

3 ölü 1 kayıp. 

Tarık hala kayıp olarak kayıtlı ne ölüsü ne dirisi bulundu.


Depremden sonra bize 10 gün izin verdiler.

Memleketlerinize gidin yardım ekipleri işi devralmıştı.

Sinop'a gittim.

Hayatın devam etmesine çok şaşırmıştım.

Her yer yaz havasındaydı ve insanalar mutluydu.

Ben dört duvar arasına giremiyordum bile.

Gözyaşlarım dinmiyordu.

Dayanamadık, kendimizi ait hissettiğimiz Yalova'ya geri döndük.

Çünkü biz burada birbirimiz anlıyorduk.

Gözlerimizi aynıydı, aynı bakıyorduk.

Mart ayına kadar hastane bahçesinde çadırda yaşadık.

Sonra ne kadar korksakta evimize döndük.


O arada Düzce depremi oldu, Adalar Depremi Oldu.

Sonra Van.

Sonra Elazığ.

Şimdi de İzmir.

O kadar iyi anlıyorum ki oradaki insanları.

O korku dolu gözleri.

Ben 21 yıldır hala sallanıyorum kafamı yastığa koyduğumda.

Çiğ et görmeye, az pişmişini yemeye tahammülüm yok.

O koku hala burnumda.


Önlem falan alındığı yok.

Çarpık kentleşme tam gaz devam.

O zamanlar tamamen yıkılan Yalova'nın özellikle bir bölgesi bugün yine en lüks yapılaşmanın olduğu yer oldu.

Her yer ev, her yer beton.


Olası İstanbul, Yalova ya da adı ne olacaksa o depremde her evden bir cenaze çıkacak.

Oldu bitti, geçit gitti bir durum değil deprem.

Hiç bitmeyecek ve inanın o ilk anının korkusu hiç geçmeyecek.