Sizde de var mıdır canınız sıkıldığında deniz kenarına oturup saatlerce ufka bakma alışkanlığı. Sanırım bu bana babamdan miras bir tutku. Çünkü Sinop'ta denizin içine uzanan bir şehrin çocuğu olarak büyüdüm ben. Bilmeyenler için söyleyeyim Sinop bir yarımdadır ve şehir suyun içindedir neredeyse. Sağım, solum, önüm, arkam deniz olunca hem yazını hem kışını görünce en hırçın halinden en durgun haline kadar her anına tanıklık edince denizi sevmemek mümkün olmuyor.
Babamla biz çok küçükken iskeleye balık tutmaya giderdik. Biraz balık tutar, bolca yüzerdik. Biraz büyüyüp yüzme işini öğrenince Hamsilos'a balığa gitmeye başladık. Sarp kayalardan denize oltamızı sallar, bahtımıza ne çıkacak beklemeye başlardık. Geceler boyu denizden nasibimizi arardık.
Babam yurtta büyüdüğü ve çokça yalnız kaldığı için sanırım dertleşmek için kendine denizi seçmişti. Neye canı sıkılsa ya da ne zaman mutlu olsa bunu denizle paylaşırdı. Ben ona eşlik edecek ve dertleşecek yaşlara geldiğimde birlikte deniz kenarından ufku seyrederek sohbet etmeye başlamıştık.
Şimdi ben ne zaman canım sıkılsa, aklım bir şeye takılsa bunu çözmek için kendimle kalmak istesem denize sığınırım. Saatlerce oturur, ufka bakar, maviyi içime çekerim. Öyle büyük ki bu sevdam küçük oğlumun ikinci adı Deniz.