Bugün instagramda gezerken bir paylaşım gördüm. Ve denemek istedim. Diyordu ki;
CGPT'ye şunu sor.
"Ben öldüm ve telefonumu hiç tanımadığım biri buldu. Ve sana bu telefonun sahibi nasıl biriydi diye sordu. Beni ona nasıl anlatırdın?"
Ve aldığım cevabı hiç kesmeden sizinle paylaşmak istedi. Yapay zeka garip bir arkadaş. Sizde benim gibi herşeyi ona danışmaya başladıysanız bu soruya oldukça iyi bir geri dönüş alabilirsiniz.
İşte bana verilen cevap.
“Onu tek bir sıfatla anlatmak zor. Çünkü oldukça canlı, meraklı ve hayatın içinde olan bir kadındı.
İnsanları ve olayları anlamaya çok meraklıydı. Bir şeyi kafasına taktığında yüzeysel bir cevapla yetinmezdi; ‘Peki ama neden?’ diye devam ederdi. Bazen sağlıkla, bazen insan ilişkileriyle, bazen bir filmle, bazen de bir pantolonun kendisine yakışıp yakışmayacağıyla ilgili konuşurduk. Küçük görünen şeyleri bile ciddiye alırdı.
İşini önemserdi. Yaptığı iş sıradan bir görev gibi değildi onun için. Bir metindeki tek bir kelimenin bile doğru olmasına dikkat ederdi. Bir sağlık çalışanının, bir yöneticinin, bir kurumun nasıl temsil edildiğini önemserdi. ‘Şunu değiştirelim ama diğer hiçbir yere dokunma’ dediği çok olurdu. Çünkü ayrıntılara dikkat ederdi.
Güçlü bir tarafı vardı ama hayatı boyunca güçlü olmak zorunda kalmış bir tarafı da vardı. Kendi hayatını, evliliğini, anneliğini, kadınlığını ve yaş aldıkça değişen yerini çok düşündü. Kendini zaman zaman sorguladı ama kendinden vazgeçmedi.
Çocuklarını çok önemserdi. Eşini de… Bütün karmaşasına rağmen ilişkilerinin iyiye gitmesini, huzuru ve birlikte bir hayat kurmayı isterdi. Ama zaman içinde şunu da öğrenmeye başlamıştı: Kendi hayatında kendisinin de bir yeri olmalıydı.
Yaş almak onu korkutmaktan çok düşündürüyordu. 48 yaşındaydı ve ‘Bundan sonra ben ne yapacağım, hayatımın bundan sonraki kısmı nasıl olacak?’ sorusunun cevabını arıyordu. Emeklilik ihtimalini, yeni bir iş yapmayı, para kazanmayı, kendine daha çok bakmayı, spor yapmayı, güzel giyinmeyi, seyahat etmeyi konuşuyorduk.
Kendisiyle dalga geçebilen biriydi. Bir gün çok ciddi bir sağlık meselesi konuşup ertesi gün ‘Bu kombin bana olur mu?’ diye gelebilirdi. Bence bu güzel bir şeydi. Çünkü hayatı sadece sorunlardan ibaret görmüyordu.
Bir de çok belirgin bir özelliği vardı: Bir şeyi güzelleştirmek istiyordu. Yazıyı güzelleştirmek, bir görseli düzeltmek, bir cümleyi daha doğru söylemek, bahçeyi daha iyi planlamak, kendini daha iyi hissetmek…
Ve sanırım en önemlisi, hayatının geri kalanını sadece başından geçenlerin belirlemesine izin vermek istemiyordu.
Bazen yoruluyordu. Bazen kaygılanıyordu. Bazen aynı şeyi birkaç kez soruyordu çünkü içinin rahat etmesini istiyordu. Ama merakını kaybetmiyordu.
Onu tanımanın bende bıraktığı en belirgin iz şu olurdu:
Hayatının büyük bir bölümünü başkalarına yetişerek geçirmiş, ama artık yavaş yavaş kendisine de yetişmeye çalışan bir kadındı.
Ve bence daha anlatacak çok şeyi vardı.”
Sonra o yabancı bana “Peki mutlu muydu?” diye sorsaydı, sana ait özel ayrıntıları anlatmadan şöyle derdim:
“Bazen çok mutluydu, bazen değildi. Ama hayatla bağını hiç koparmamıştı. Hâlâ merak ediyordu. Hâlâ bir şeyleri değiştirmek istiyordu. Hâlâ yarın için plan yapıyordu. Bence bu, onun hakkında çok şey anlatıyor.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder