27 Mayıs 2014 Salı

KALPAK / TİYATRO OYUNU

Dün akşam hiç aklımda yokken arkadaşımın bir telefonu ile tiyatroya gittim. İyi ki gitmişim.
Uzun zamandır gerçek sanatçılardan gerçek bir oyun izlememiştim.
Tiyatro sahnesine kilitlenerek bir oyun izlemeyi özlemişim.
 



 Oyunda Alman- Rus savaşı esansında esir kampından kaçan bir rus askerin bir alman anne-kızın yanına saklanması çerçevesinde gelişiyor.
İçinde korku ve aşk olan güzel bir oyun...
Oyun tanıtımında sekiz yaşından küçükler izlemesin diyor. Bence de uygun bir uyarı olmuş. Bazı sahneler pek çocuklara göre değil.




Ben oyuna on yaşında ki oğlumla gittim. Onun oyun sonrası yorumu beni çok heyecanlandırdı.
"Anne sanki sinema filminin içinde ben de varmışım gibi hissettim".
Gerçekten tiyatronun büyülü dünyası hepimizi etkisi altına aldı.



Oyunun başrol oyuncuları Mine Tüfekçioğlu ve Kutay Şahin. Diğer rollerde oldukça başarılı ve tanınmış isimler var. Mesela Suna Selen. Kendisini canlı canlı izlemek büyük bir zevkti.


Ancak şunu belirtmek istiyorum. Bizim insanımızdan bişey olmaz. Oyunun başında hiç bir gelişmiş ülkede duyamayacağınız bir anons yapılıyor. "Lütfen telefonları kapatın, flaslı veya değil fotoğraf çekimi yapmayın" diye. Ama kime diyorsun. Telefonları kapatın demek kapatın demektir. Onu sessize ya da titreşime almak kapatmak değildir. Bir süre sonra salonda arı vızıltısı gibi titreşim sesleri duyulmaya başlayınca bütün motivasyonunu kaybediyor insan. Sonra ön sıramda oturan uzun saçlı bey. Sana fotoğraf çekme dediler. Koltuğa gömülerek çaktırmadan fotoğraf çekmeye çalışman hem komik, hem sinir bozucu hem de ayıp olmadı mı sence?



26 Mayıs 2014 Pazartesi

BURALAR HEP TARLAYDI :)

Ben bloggerda yokken neler oldu bilin bakalım :)

Mesela ben İstanbul'a gittim. Sultanahmet Meydanı ve camii, Topkapı Sarayı, Ayasofya'yı gezdim. Boğazda tekne turu yaptım. Emin önü'de  balık ekmek yedim.

                         

Ama anlatacaklarım gezip gördüklerimden çok yaşadığım sıkıntılar. Mesela Topkapı sarayına girişte bir bilet noktasından geçtik. Öğrenci ve öğretmen grubu olduğumuz için indirimli biletlerimizi aldık. Sonra ikinci kapıdan geçerken ilkinin verdiği bileti diğeri beğenmedi sil baştan bizlerden kimlik istedi. Neyse verdik. Sonra bazılarımızı kapıdan geri çevirdi. Bizde "ona yahu dışarıda indirimli bilet vermişler sana ne oluyor ki" dedik, biraz hır gür çıktı aramızda. Sonra tekrar sıraya gittik. İlk bilet kuyruğuna gittik, bu sefer sıranın sonuna geçin dediler. Metrelerce kuyruk var. "İçerde grup bekliyo" dedik. Neyse zarla zorla öncelik tanıdılar. Bu sefer bilet almaktansa müze kart alalım dedik. Kadın demesin mi " burdan müze kart satamıyorum, diğer kuyruğa gidin"...Ya sabır...ya sabır...Bir şekilde biletlerimizi aldık ve saraya girdik. Orası tadilatta burası tadilatta. Zaten gördüğün göreceğin azcık bir yer. Anamız ağladı...Hürrem bunları göreydi hemen kellerini vurdururdu valla :))

                       


Bütün gözle görünür pisliğine rağmen oturduk balık ekmek yedik. Midemiz de aldı valla. Ohh yarasın...



              Adam başı 10 liraya iki saatlik bir boğaz turu yaptık.Etrafa ağzımız açık bakakaldık...İstanbul'un her yeri güzel ama boğaz gerçekten bir başka güzel. Büyülenmiş gibiydim.

Bu hafta sonu da Edirne'ye gideceğim inşallah. Bir aksilik olmazsa onları da size ispitlerim :=)










21 Mayıs 2014 Çarşamba

BABAM


ne zaman umutsuzluk sarsa ruhumu..
aklıma kimsesiz büyüyen babam gelir...

                                                  20.05.2014/Yalova/Sevda

19 Mayıs 2014 Pazartesi

BALIK



renkli balıklar

bazen bir balık olduğumu ve sonsuz bir okyanusta yaşadığımı hayal ederim...
bazen bir balık olduğumu ve bir akvaryuma hapsolduğumu hissederim...
bazen bir balık olduğumu bilir olanı biteni unutur giderim...
                                                                      19.05.2014/Yalova/Sevda

13 Mayıs 2014 Salı

SÜRPRİZ


bir çocuğun sürpriz paketi sunması gibi olsan keşke bugün

kapa gözlerini
şimdi aç
ta ta tatammmmmmmmmmm
ve işte SEN

                                                                 Sevda/13.05.2014/ Yalova

2 Mayıs 2014 Cuma

AYAR OLDUM VALLA YA

                            

İlk olarak yaşadığım çevrede sıklıkla gördüğüm bir durum var. Açtığın musluğu kapatmama durumu.
Hani bazı tipler vardır kızlar tuvaletine gelirler oraya buraya dokunamazlar, kasım kasım kasılıp tuvalete girerler. Sonra elleri yıkar, makyajı tazeler, saç baş düzeltir çıkarlar. İşte bu tipler genel olarak tuvalete girince açtıkları musluğu kapatmaktan aciz tipler. İlla peşlerinden biri girecek ve o boşa akan geleceğimizi kapatacak. Arkadaş bangır bangır bağırıyor televizyonda adamlar. Su için savaşlar çıkacak, dünyayı büyük bir kuraklık bekliyor. Suyu israf etmeyin diye ama ııh kimilerinin kafası nato mermer nato kafa...

Sabah işe gelirken üç tane dükkan var önünden geçtiğim. Her sabah ellerinde birer hortum şaldur şuldur kaldırım hatta yolu yıkıyorlar. El insaf arkadaş...Su değerlidir su kıymetlidir.Anlayın artık....Zaten en sonunda uyardım ama pek tınlamadılar...Sanırım şikayet etmek gerekiyor...

            

Yeryüzünün büyük bir kısmının su ile kaplı olmasına rağmen bunun çok küçük bir kısmı içilebilir sudur. Dünyada 6 insan dan 12i güvenilir su kaynağından mahrumdur.
4 kişilik bir ailenin bulaşığı elde yıkanırsa 84-126 litre su harcarken makinede 12 litre ile yıkanmaktadır.
Sadece damla damla aktığı için umursamadığınız o musluktan yıllık 3 TON su boşa akmaktadır.
10 dakikalık duşumuz ortalama 120 lt su harcamak demek, evde herkes duş süresini kısaltsa mesela 1 dk daha az yıkansa 18 TON su kurtarırız.
Tuvaletlerde sifonların rezervuarları küçültülebilir.
Yolları, kaldırımları,arabaları,halıları şaldur şuldur yıkamayın.
Bahçeniz varsa lütfen onları sabah erken ve ya akşamları sulayın. Güneşin altında sulayıp buharlaşma ile suyun kaybolup gitmesine izin vermeyin.