30 Ocak 2014 Perşembe

OKUMA ODASI / USTAM VE BEN

    

     Osmanlı saray hayatını iyice merak edenler kervanına sonunda ben de dahil oldum. Diziler, filmler, seri halde çıkan kitaplardan sonra ister istemez insan merak eder oluyor Hürrem Sultan'ı, Mihrimah'ı, Sultan Süleyman'ı.

     Sarayın kadınların entrikalarına alet olduğu en şaşalı günlerde bile aşikarmış. Sultan savaşlardan, fetihlerden fırsat bulamamış çoğu zaman İstanbul ve tüm hanedanın ne işler çevirdiğini anlamaya. İnsan bu güçlü ve hırslı kadınlar yüzünden başımıza gelenleri düşününce belki de payitaht bunlar yüzünden çökmüş demekten kendini alıkoyamıyor.

    Ustam Ve Ben. Mimar Sinan'ın çıraklarından biri olan Cihan'ın ağzından kaleme alınmış bir Sinan belgeseli gibi. Elif Şafak yine kalem ile dans etmiş kağıt üzerinde. Elinde kelimeler yoğrulmuş, muhteşem bir tat çıkmış ortaya. Kitabı okurken ümitsiz bir aşkın, ustaya duyulan saygı, sevgi ve korkunun, sultanların, ve beyaz bir filin İstanbul'a, payitahta, ilime irfana bakışını anlamaya başlıyor hatta kahramanlar ete kemiğe bürünerek sizinle beraber yaşamaya başlıyor.

   Ben bütün Elif Şafak kitapları gibi sevdim bu kitabı ( Aşk'ın yeri ayrı ama hala). Hepinize de okumanızı tavsiye ederim.

29 Ocak 2014 Çarşamba

DOĞUM GÜNÜ ANNESİ

Herkesin annesi kendine özeldir, kıymetlidir elbette. Benim annemde benim için candan öte candır...Doyulmaz sevgisi, bırakılmaz elleri, yumuşacık bir kalbi vardır. Kıymetini bilenler için mücevherler kadar parlak bir ışık saçar etrafına.

Hayatta hayallerini yaşayamamış olsa da bunun hıncını hiç bizden çıkarmadı annem. İlkokul sonrasında okulun en başarılı öğrencilerinden biri olmasına rağmen evde felçli yatan babasına bakmak için okuldan alınmış, çok ağlamış. Okuldan öğretmenler kapıları aşındırmışlar "kıymayın bu çocuğa" diye ama dinleyen olmamış. Şartlar izin vermemiş. Dedeme bakmış, öyle ki dedem annemin kucağında can vermiş ve giderken ebedi mekanına anneme hayır dualar etmiş.

Sonra hep çalışmış annem. Elleri küçücükken fındık fabrikasında işçi olmuş. Fakirlik diz boyu tabi. Didinmiş hep. On sekiz yaşında evlendirmişler babamla. Öyle güzel bir gelin olmuş ki anlatamam. Erken evlilik bir yana bir de gurbete gitmek gerekmiş. Yirmisinde anne olmuş. Beni almış kucağına. Soğuk bir mart sabahında. Annemin tadını o kadar çok sevmişim ki memesinden ayrılamamışım bir türlü. Hatta benden iki yıl sonra doğan kardeşimin rızkını bile ben emiyormuşum anamdan. Öyle bir hal almış ki beni köye yollamışlar memeyi unutayım diye. Ama olmamış. Babam da annem de dayanamamış ertesi gün gelip geri almışlar beni. :)
 Aşk işte bizimkisi...

Annem biz ilk okula başladığımızda devlet memuru olarak göreve başlamıştı. Hizmetli kadrosunda. Yıllardır içinde kalan okuma dürtüsü devreye girdi ve dışarıdan ortaokul, lise ve üniversiteyi bitirdi. Hem de öyle yıllar süren bir macera ile değil başladı ve bitirdi. Görevi değişti, yükseldi. Hep alın teri ile.

Yıllar anneme acılar yaşattı tabi ki. Neler atlattık beraber ve neler atlattı kendi başına bize duyurmadan canım annem. Ama yıllar onun güzelliğini alamadı elinden. Hala bir ay ışığı kadar güzel. Bugün iki oğluma anneanne, yeğenime babaanne, babama eş, bize anne, anneanneme hayırlı evlat olarak yaşam yolculuğuna devam ediyor. 

Canım,
Annem,
Doğum günün kutlu olsun. 
Her zaman yanımda ol.
Allah sana mutlulukla yaşayacağın nice yıllar nasip etsin.
Beraber, elele, kalp kalbe beraber olalım.
Seni çok seviyorum...

28 Ocak 2014 Salı

DOST KAZIĞI

Birini seversin. Aslında sevmenin bir nedeni yok biliyor musunuz? Özdemir Erdoğan'ın bir şarkısı varya "sevmek anlaşmak değildir, nedensiz de sevilir, bazen küçük bir an için ömür bile verilir"  işte tam olarak budur sevmek...

Ama sevmemek öyle midir? Sevmemek için mesai harcamak gerekir. İncelemek gerekir. Ya kaşını gözünü sevmezsin, ya huyunu suyunu. Bir şey uzaklaştırır seni.

Sevmediğin insandan beklersin her türlü kötülüğü. Hakkında bir uydurma hikaye olsa ondan çıkmıştır dersin, başına bir hal gelse ondan bilirsin. Çünkü kolaydır sevmediğini suçlamak.

Ama en acısı sevdiğinden kazık yemek. Beklemediğin bir anda sevdiğin insanın sevilmeyi haketmediğini görürsün, için acır. En çok kalbini acıtan nedense onlar olur...

Sabah sabah bunları yazmamın sebebi hepinizin anladığı üzere bir sevgi yanılgısı yaşamış olmam...
Bana yamuk yapmaz dediğim insanlardan birinin bırak yamuğu, her türlü çokgen özelliği taşıdığını gördüm hatta en çok yuvarlak olduğunu...

Üzüldüm, şaşırdım...Ama daha yolun başında olduğundan kalbim öyle çok acımadı. Ucuz atlattım sanırım. Çünkü bazen o kadar büyük oluyor ki dost kazığı resmen bir enkaza dönüşüyorum. Bu sefer enkaz altında kalmadım.

Biliyorum bu yazıyı okuyacak. Anlayacak. Valla billalı cümleler kurarak durumu anlatmaya kalkacak. Ben yine inanacağım. Yine aynı şeyler olacak.

Kendimde en sevmediğim yanım salak olmam. Bildiğin salak. Küstüğünde neden küstüğünü unuturum, kızdığımda söyleyemem, açıklamalara hemen inanır, her defasında aynı numarayı yutarım.

                              Neyse sizinle güzel bir parça paylaşayım Özdemir Erdoğan'dan...



10 Ocak 2014 Cuma

BU VEBALİN HESABI NASIL VERİLİR Kİ


Ünzile insan dölü
On kardeş beşi ölü
Büyüdükçe unufak
Ve gelir de görücü
İnci gibi dişi
Görücü bilir işi
Söğüdüm ağlar gider
Olur hatun kişi


Varmadan sekizine
Ergin oldu Ünzile
Hem kadın hem de çocuk
On ikisinde ana
Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın Ünzile


Yağmuru kim döküyor
Ünzile kaç koyun ediyor
Dayaktan uslanalı
Hiçbirşey sormuyor


Korkar durur gitmez
Köyün en son çitine
İnanır o sınırda
Dünyanın bittiğine


Ünzile insan dölü
Bilinmezlere gebe
Sırların mihnetini
Yükleyip de beline


Varmadan sekizine
Ergin oldu Ünzile
Hem kadın hem de çocuk
On ikisinde ana
Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın Ünzile


Not: ilk resme tıklayın Ünzile sese gelsin....

9 Ocak 2014 Perşembe

CEMAL SÜREYA

            "Son çırpınışımdın sen insanlar arasında, keşke yalnız bunun için sevseydim seni"


Cemal Süreya şiirlerini çok sevdiğimi blog sayfamı takip edenler tahmin edebilirler. Onun satırlarının yerine koyulamaz, tadına doyulamaz bir güzelliği vardır kalbimde.

İçinde ki naif, yaşadıklarından mütevellit hayatı inadına sevmiş bir adamın duygusallığı içinde sarar sarmalar şiiri sizi.


                                     "Özgürlüğün geldiği gün o gün ölmek yasak!"

                                  CEMAL SÜREYA (1931 – 1990)


İçimden kopup gelen pek çok şeyi bulurum ben okuduğum şiirlerde. Ama öyle hepsi sarıp sarmalamaz kalbimi. Cemal Süreya ilk ergen yıllarımın ve halanın şairidir benliğimde.

Bugün ölümünün 24. yıldönümü...
Anmadan olmazdı...
Allah gani gani rahmet eylesin...


       "Bir gün seni bırakırım ya
tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu.
Evet, gün geliyor, bıkıyorum senden,
ama İstanbul'dan bıkmak gibi bir şey olur bu."




7 Ocak 2014 Salı

DİNLE ŞARKIYI ANLA HALİMİ



            Kaynatın çayı, sıkın limonu,serin yatağı,terletin beni,hastayım ben ölireeeeeeemmmmmmmmmmmm

6 Ocak 2014 Pazartesi

FikriMühim / NESCAFE & COFFEE- MATE

  Uzun zamandır FikriMühim ile çalışma imkanı bulamamıştım. Ancak sağolsunlar beni unutmadıklarını bugün elime ulaşan bir kargo ile anlamış oldum.
  Soğuk kış günlerinde evde sinema keyfi yapmayı çok seviyoruz. Görmemişin 3D televizyonu olmuş hesabı hepimizin gözünde gözlük oturup saatlerce film keyfi yapıyoruz. Bu keyif sırasında en sevdiğim şey elimde sıcacık bir nescafe ile battaniye altından filme eşlik etmek.
  Ama ben öyle kahvemi sek içerim diyebilen baba yiğitlerden değilim. Mutlaka kahvemi biraz kırmam gerekiyor. İşte Nestle Coffee-Mate bunun için birebir. Yumşacık, sıcacık bir içim için harika ve ayrılmaz ikili Nescafe & caffee- mate...




Paket içinden iki kutucuk çıktı. Biri sizin diğeri sevdiğiniz için yazıyordu. Ben de bu tadı denemesi için güzel arkadaşım Necla'ya verdim. Nescafe ile muhabbetimiz daha tatlansın diye...Birer bardağımızı indirdik bile...
Hepinize şimdiden afiyet olsun:)) TIK TIK



3 Ocak 2014 Cuma

YAPTIM YEDİK DOYDUK :)

Benim ufaklığın çiçek, böcek, doğa sevgisi biliyorsunuz tavan yapmış durumda. Zaten doğduğundan beri ince fikirli olan oğlum bu soğuk günlerde kapıda bulduğu tüm hayvanları beslemekten büyük keyif alıyor. Bana düşen de onun mutluluğundan ve muhteşem bir insan olmasından gurur duymak...
İşte bu ufak yavrucak aç kalmış, kapının önünde ağlıyorken imdadına oğlum yetişti...



Ve gelelim benim soframa. Geçen hafta iş sebebiyle zorunlu bir izne çıkmam gerekti. Ben de evde boş oturacağıma çok sevdiğim güzel dostlarıma güzel bir sofra kurayım onları ağırlayayım istedim. Ve başladım elimin hamuru ile mutfakta çalışmaya:)




Mercimek köftesi can kurtaran olarak yaptığım, yemelere doyamadığım bir lezzet. ve sanırım başarılı olmuştu ki arkadaşlarımda çok severek yediler.

    Malzemeler: 2 su bardağı mercimek
                        1 su bardağı köftelik bulgur
                        Soğan- maydanoz-karabiber-tuz-salça-kimyon

   Mercimeği iyice haşladıktan sonra bulguru ekleyip şişmesi için bekledim. Daha sonra başka bir tava da soğan ve salçayı kavurdum. Mercimek harcına ekledim. Ellerimle yoğurarak yedirdim. Daha sonrada diğer tüm malzemeyi ekleyerek şeklini verdim. Limen ve marulla servis ettim.



Turşu kızartması Karadenizliler için bir baş tacıdır. Ama bizden olmayanın da bilmediği bir tattır. Annecim sağ olsun bizim için fasulye turşusunu yumurta ve mısır unu ile harmanlayarak kızartmıştı.Biz de bayılarak yedik.



              İtiraf ediyorum pizzalar el yapımı değil...Marketten alınmış superfresh ürünü:)


Poğaçalarım ise bana ait. Peynirli ve sıccacık poğaça gibisi yenmez mi? Biz de yedik valla. Tarif şimdi aklımda değil evde defterimde yazılı. İlk fırsatta sizlerle paylaşırım.


Ve makarna salatası.Herkes bilir o yüzden tarif vermeyeceğim. Hafif, basit ama lezzetli...


Ve resmini çekmeyi unuttuğum hatta resmini çekmek dışında soğusun diye dolaba koyduğum için servis etmeyi bile unuttuğum sütlü irmik tatlısı yaptım. Ama o öğlen yemek kimseye nasip olmadı. Akşam çocuklarım mideye indirdi.

2 Ocak 2014 Perşembe

CINGIL BELLLL

                                                         

Hepinizin hepimizin yeni yılı kutlu olsun...
Blog dünyası artsın eksilmesin...
Takipçiler yazdıklarımızı çok sevsin...
Beleş hediyeler gelsin....
Çekilişlerde hediyeler kazanalım...
Hatta blog yazarları hepimiz birer fenomen olalım...
Hadi bakalım 2014 geldi hoş geldi...