28 Şubat 2014 Cuma

GİDİYORUM YÜREĞİM ELİMDE

Sizi o kadar çok seviyorum ki canlarım.
Bir karar verdim ve gidiyorum. Ardıma baktığımda sizlerle geçmiş ve hiç kırılmadığım yaklaşık on koca yıl var. Hiç birinize bir kez bile kırıldığımı hatırlamıyorum. Çünkü biliyordum ki herhangi birşey demişseniz, yapmışsanız bu beni sevdiğinizden dolayıydı ve benim içindi. Sizden bir tehlike gelebileceğine hiç inanmadım. İnanmamda.
Hayatım boyunca YANIMDA olacağınızı biliyorum. Yıllar sonra emeklilik günlerimizde alzheimer aklımı başımdan alsa bile sizleri hatırlamaya devam edeceğim. Söz...
                   

Hiç birinizin adını özel olarak zikretmek birbirinizden ayırmak istemiyorum. Zaten yapamam. Tek tek ayrı ayrı ve bir bütün olarak çok seviyorum sizi. hakkınızı helal edin.
Aynı binada olmayacağız, evet eskisi gibi her dakika görmeyeceğiz birbirimizi ama hep görüşeceğiz. Çünkü biz artık kardeşiz, aileyiz.
Hem iyi yönden düşünelim belki hasretinizden zayıflarım :))

NOT: Ülkü'de sizi seviyo :)

25 Şubat 2014 Salı

:)



Yeni headerımı fark ettiniz mi?

Tasarım arkadaşım Zekiye'ye ait. Kendisi bir blogger. BURADAN blog sayfasına göz atabilirsiniz.

21 Şubat 2014 Cuma

HAMARAT MIYIM NEYİM :=)

Bu etamin işleme işini oldum olası sevdiğimi biliyorsunuz. Daha önce bir kaç yazımda bundan bahsetmiştim. Şimdi de kendime pano işliyorum. Denizci bir kadın ve çocuğu ile tam karşısına denizci baba ve çocuk.
Dün akşam anne ve kızı bitirdim. İşlemesi çok vakit almadı ama internetten bulduğum model sayfası çok belirgin olmadığından bir çok yerini yine içgüdüsel işledim.
Bakalım sevecek misiniz?


Hepinize bol bol dinlenebileceğiniz, kafanızı yormadan geçireceğiniz, kötü haberlerle canınızın sıkılmayacağı bir hafta sonu diliyorum. Pazartesi görüşürüz....

18 Şubat 2014 Salı

HAFTAYA NASIL BAŞLADIM

Bu hafta artık birşeyler yapmaya başlasam iyi olur dedim ve ne zamandır evde çekmecede bekleyen etamin örneklerimi çıkardım ve başladım işlemeye. Aşağıda resmini gördüğünüz örnek beni çok etkilemişti dans eden bir çift duvarımda muhteşem görünür diye düşünerek örneği almıştım ama çarpılar o kadar küçücüktü ki benim yaptığımla örnek arasında pek bağlantı kalmadı. Oradan sayıp aktaramadım ve pek çok kısmını tamamen içgüdüsel işledim.




  Akşam saat dokuz gibi başladığım örnek araya giren misafir sebebiyle biraz beklemek zorunda kaldı ama ben bitirmeden bırakmam biliyorsunuz gece saat iki sularında bitirdim ve çerçevelenmek üzere bir kenara kaldırdım.

Balık balık diye adamın başının etini yiyordum o da gitmiş daha önce hiç pişirmediğim yayın balığı almış gelmiş. Yayın diğerleri gibi değil ayakkabı köselesi gibi bir derisi var üzerinde. pişse pişmez, yenmez bir şey. Soymam gerektiğini anladım ama nasıl yapacağımı bilemedim bir türlü. Sonra açtım bilgisayarı, sordum googleye yayın balığı nasıl soyulur? uzman tv'de bir arkadaş harika bir şekilde hem anlattı hem gösterdi. Kafayı kestikten sonra birer çentik atıp, aşağıya doğru sıyırıyorsunuz ve tatatamm ortaya harika bir et çıkıyor. mısır unu, kızgın yağ ve işte huzurlarınızda yayın balığımız.







Ahmet Ümit kitaplarından sadece Bab-ı Esrar kitabını bir solukta okumuştum. Onun dışında elime aldığım hiç bir kitabını bitiremedim. nedense beni sıktı. Aslında polisiye severim ama tarih, İstanbul ve polisiye beni fazla geriyor. Neyse son kitabınıda çok üzülerekte olsa itiraf etmeliyim ki bitiremedim. Ama katil kim biliyorum :=)



Ama kitap kapağı ile o gün tesadüfen sürdüğüm ojeler müthiş uyumlu oldular. Bunu bitiremeyince ben de komşumda bulunan kitaplığa daldım ve Sarah Jio'nun Böğürtlen Kışı kitabını aldım.


Cuma günü başladım cumartesi akşamı bitirdim. Sanırım bu aralar beni yormayacak şeylere ihtiyaç duyuyorum. 

 Bu arada neymiş efendim ben kışın çok kilo almışım vs vs vs. Arkadaşım dedi ki "bu böyle olmaz, ben senin Şeyda Coşkun'un olacam, hür gün öğle arası giyinip kuşanıp sahile yürüyüşe çıkacağız". Ve bugün ilk gün. bence çok hızlı ve fazla, arkadaşıma göre yavaş ve çok kısa süren yürüyüşümüzü yaptık. Hala bacaklarım titriyor :=) Bakalım bir sonuç alacak mıyız?

Neyse benden havadisler bu kadar. Sevgiyle kalın.


12 Şubat 2014 Çarşamba

OKUMA ODASI

Bu hafta iki kitap okudum. Sizlerle paylaşmak isterim. İlk kitap kitapyurdu.com 'dan aldığım Donör. Donör aslında adını sanını daha önce hiç duymadığım bir yazara ait. Kitap yurdunda kitap hakkında hiç okuyucu yorumu yoktu, ama nedense kapak fotoğrafı dikkatimi çekti ve aldım.


                                                        

Bir adam uysal mı uysal hiç bir zaman asi olmamış,kural dışına çıkmamış, bir kadın hep çizgi dışı,alkolik,uyuşturucu bağımlısı ve onların evliliğinden doğan ikiz kızlar. Kızlar ergenlikle beraber ölümcül bir böbrek hastalığına yakalanırlar, anneleri onları terk etmiştir, baba tek başına kızlarını kurtarmak için aklına gelen her yolu dener.
Kitap başınıza böyle bir şey gelse ne yaparsınız ve eğer aynı anda iki çocuğunuz varsa ve verebilecek tek böbrek varsa hangisini tercih edersinizi sorgulatıyor.

İkinci kitap daha önce Mart Menekşeleri kitabını okuduğum Sarah  Jio'nun ikinci kitabı Yağmurdan Sonra.
             
              

Kitap tipik kız kitabı. herhangi bir erkeğin okuyupta aman ne kadarda güzelmiş diyeceği bir şey değil açıkçası. Kadınsal bir bakış açısı ile aşkı anlatıyor. Aşk ne kadar sınırları zorlar? Hani Özlem Tekin soruyordu ya Aşk herşeyi affeder mi?işte bu. Ama yabancı dünyanın algısı, bakışı çok farklı bizden. Düşünsenize nişanlı olacaksınız, başka bir adamla kırıştıracaksınız, sonra düğün arifesinde nişanlıdan izin alıp diğerini görmeye gideceksiniz ve nişanlınız git ben bekleyeceğim hangimizi sevdiğine karar ver diyecek :)
Ama bu kitapta diyor. Kafam yorulmasın, okuyup geçeyim diyorsanız bu kitaplar tam da size göre.

11 Şubat 2014 Salı

SEVGİLİLER GÜNÜ YAZISI VOL 1

Sevgililer günü yaklaştıkça etrafımda bir telaş bir telaş. Arkadaşlarımın hepsi filmlerde görmeye alışkın olduğumuz güllerle bezeli masalarda keman eşliğinde yemek, şampanya kadehinin içinden çıkacak yüzük hayali içerisinde. Yahu arkadaşlar film onlar film demek istiyorum ama hayal dünyası işte kimsenin ruh haritasını bozmayayım diye de sesimi çıkaramıyorum.

                 

Hükümet Kadın 1'de üçkağıtçı Faruk bir sahnede "evlilikle aşkın ne alakası var" demişti. Bizim erkeklerimizin evliliğe bakış açısı bu olduğu sürece sevgililer günü gelmiş geçmiş kimin umrunda. Adamlar zorla sırf dırdır etmesin diye bir çiçek alıp getirirse öpte başına koy :)


Erkek milletinin genleri müsait değil anacım bu işlere. Romantik adamlar varsa bu dünyada onları da Allah kahretmesin emi :) Onların yüzünden beklenti içine giriyor bu kadın milleti. Oysa hepsi çoğunluğa uysa bizlerde gelmeyecek bir hediyenin yolunu gözlemeyiz değil mi? 
Romantik erkekler size sesleniyorum gidin az ötede oynayın :) 
Değişik değişik atraksiyonlar yapıp edip kadın milletinin aklını karıştırmayın. Hatırlamayın arkadaş sevdiğinizin doğum gününü, evlilik yıldönümünü, sevgililer gününü hepsini geçtim ilk elele tutuşma yıldönümü ne ya. Bunu hatırlayan adamlar gördüm ben. Yuhhhh.
İş yerine çiçek falanda yollamayın arkadaş. Kucak kucak çiçekle işten çıkan hatunların arasından önüne baka baka çıkıp gitmek gerçekten sinir bozucu oluyor.




6 Şubat 2014 Perşembe

İYİ Kİ DOĞDUN BOB

                                           
                   

                                   

            Bazı insanlar vardır onlarla dünya daha güzel bir hal alır. İşte Bob Marley bu insanlardandı.
1978 yılında Birleşmiş Milletler "Barış Madalyası", Afrika insanına yapılan insancıl yardımlara şarkılarıyla destek olduğu için, Bob Marley'e verilmişti. Ve bu ödülü aldığı sene insancıl yardım amacıyla Jamaika'da konsere çıkmıştı. 
Ölmeden önce oğluna söylediğ son sözler oldukça manidar "Para hayatı satın alamaz"
Bugün bu güzel insanın doğum günü...
İyi ki doğmuşsun Marley...

5 Şubat 2014 Çarşamba

GECE / KADIN / GÖZYAŞI

Sessiz bir şarkıyı  mırıldandı dün, Gece 
Ağır, makamlı, hüzünlü.
Ağlamaklı bir kadın sesiydi 
Ki bence,
" Gece" kadın olmalı...

Kadınlar bilinmezler arasında ilk sırasında olmalı. Gece gibi karanlık. Karanlıkta saklanmış binlerce sır gibi karışık. İçinde gizli dünyalar, dünyalarda yaşanmışlıklar, anılar, acılar, sevdalar, aşklar, kahkahalar ve bence en çok gözyaşı. Gece deyince aklıma kadın, kadın deyince gözyaşı gelir benim. Çünkü biz ağlarız. Severiz ağlarız, sevinir ağlarız, bakarken ağlarız, hayal kurar ağlarız, olmayınca ağlarız, olunca ağlarız, hamile olduğumuzda reklamlara bile ağlarız. 
Gözyaşı ve Kadın. 
Kadın ve Gece. 



3 Şubat 2014 Pazartesi

DOĞUM GÜNÜ AŞKISI

Bu aralar sıkça doğum günü postu hazırladığımı beni takip edenler farketmişlerdir. Aile büyük olunca haliyle doğum günleri de birer ikişer gün arayla denk gelmeye başladı. Bugün de sevgili eşimin doğum günü. 
Beraber yola çıktığımızdan bu yana aslında doğum günü kutlamalarına hiç alışık olmayan eşimi zor da olsa hatırlamaya, hediye almaya alıştırdım. Aile kültürlerinde böyle özel günlerin pek önemi olmadan büyüdüğü için ilk başlarda "aman ne gerek var" şeklinde bir bakışı varken bu kutlama merasimlerine şimdi alıştı ve hoşlanmaya başladı.
Eee yıllar gerçekten belli bir yaştan sonra su misali akıp geçiyormuş. Zaman denen kavram sadece çocukken yavaşmış aslında. Şimdi yılların ne başı ne sonu belli. Bir bakıyorsun göz açıp kapayana kadar ömür geçmiş, gitmiş.
Bu durum herkes için böyledir sanırım. mesele ne kadar yaşadığın değil nasıl yaşadığınla ilgili. Dolu dolu, mutlu, sağlıklı, eşinle çoluğun çocuğunla keyfin yerindeyse, hayat kalitesini kendi standartlarında rayına oturtmuşsan mesele yok.
Geçen yıl yürüyüşe çıktığımızda tesadüfen bulmuş olduğum S ve E harfi kazınmış ağaç gövdesi gibi, yara almış olsakta hayatta, bir ağaç gibi ayakta ve mağrur durabilmeyi diliyorum.
Canım, 
Doğum günün kutlu olsun.
Beraber nice nice yıllarımız olsun.






FİLM / EYYVAH EYVAH 3



                              

Dün napsak napsak diye düşünürken hadi sinemaya gidelim dedik ve arkadaşlarla filme gitmeye karar verdik. Gün güzel geçsin isteyince tabi gülmek için Ata Demirer ve Demet Akbağ tercih ettik. Eyyvah Evyah 3 komikten ziyade eğlenceli bir film olmuş bence. Mesela Düğün Dernek'te daha çok gülmüştüm ya da serinin ilk filminde daha çok. Bunda eğlendim.

Filmin bence en iyi oyuncusu Salih Kalyon ve Ata Demirer. Dedeye o kadar çok gülüyorum ki bence onun başlı başına filmi çekilmeli.



Şimdiden bu yaz düğünlerinin vazgeçilmezi olacak iki parçada filme renk katmış. Çikolata Çikita ve Dol Karabakır bütün yaz düğünlerinde bangır bangır çalacak türden. Zaten film bitince salondan oynayarak çıkıyorsunuz.

Bende bu kış günü biraz güleyim eğleneyim diyorsanız Hüseyin Badem macerası izlenmeye değer.